5 Şubat 2008 Salı

Sevgi & Aşk Mesajları

Sevgi & Aşk Mesajları- 6


Seni benden fazla seven bulursan;ben seni unutmaya razıyım

Seni sevdiğimi bir kalbim biliyor o da dilsiz..

Aşk lüks bir lokantada yenilen en pahalı kazıktır

Her gölgeyi sevemezsin,binlerce gölgenin arasından seninkine benzeyene rastladığında hissettiğin duygudur aşk...tanımlayamazsın...

Seven Unutmaz Unutmuşsa Sevmemiştir.Sevipte Unutmuşsa, Sevmesini Bilmemiştir.

ELVEDA BU SON SÖZÜMDÜR SANA MERAK ETME DÖNMEYECEĞİM ASLA AKLIMDA SEN VE BEN SENİN ADINI SÖYLERKEN BOŞLUĞA
İŞTE BENİM İLK ADIMIMDIR SONSUZLUĞA


Dünyada iki kör tanıyorum biri beni göremeyen sen diğeride senden başkasını göremeyen ben!

Gözlerinin daldığı noktada ben varım.çünkü o an ben seni düşünüyor olucam

Bir insanın ideallari olmalı;sonsuzluk gibi , bir insanın özlemleri olmalı;umutla açan çiçekler gibi,bir insanın ''BİRİSİ'' olmalı;belkide ''BEN''deki ''SEN''gibi...

Sevmek ellerini tuttugumda dertlerimi unutmaksa dizlerine yattığımda mutluluk duymaksa,seninle ölümü göze almaksa o zaman seni seviyorum HAYATIM

Sokakta giderken, kendi kendime gülümsediğimin farkına vardığım zaman, beni deli zannedeceklerini düşünüp Gülümsüyordum

Geceleri erken yatıyorum diye deli diyorlar; budalalar, rüyamda seni gördüğümü bilmiyorlar

Kız dedigin istanbul gibi olmalı;fethi zor,fatihi TEK!!!

Seni unutmak kolay olsaydı,gülen yüzümün ardında sakladığım kalbim,hala o bakışlara vurgun olmazdı...

mutluluk ele geçirilecek bisey degil, Ya elde edilmeden önce düsülen bir amaç, ya da elden kaçirildiktan sonra anlatilan bir hikayedir...

Yeni bir aşka başlıyorum sanmıştım galiba çok yanılmışım. Bu aşkın sonuda ayrılık olacak,ve yaşadıklarım geride kalacak. Geriye acı ve güzel hatıralar kalsa bile,onları hatırlamak ayrılık kadar acı olmayacak

Güllerimiz olsun kırmızı beyaz,sen beni unutursan kırmızı güller solsun,ben seni unutursam beyaz güller kefenim olsun...
Hani birbirimizi ölene dek sevecektik noldu sevgilim ölen kim???


Seni dünyada seven on kişi varsa bunlardan biri benim seni dünyada seven beş kişi varsa bunlardan biri gene benim seni dünyada seven bir kişi varsa o mutlaka benim seni dünyada seven hiç kimse yoksa bilki ben ölmüşüm

Yeşile inat,ağaç hala yesermekte,geceye inat gün hala ağarmakta,ölüme inay insanlar hala yasamakta,ben ise sana inat hala sevmekteyım...inat bu ya her zaman seveceğim...

Yapraklar dökülebilir,güller solabilir herkes seni unutabilir.ama ben ASLA...

Aşkın için çoktan geçtim canımdan esirinim kovma beni kapından; inanmıyorsan sana olan sevdamdan; vur boynuma zinciri ben hazırım sultanım

Çıkar pembe gözlüklerini gözünden hayata toz pembe bakma!dinsin artık bu acılar diyorsan ,beni sensiz bırakma!

DENİZLERDEN KAĞIT GALGALARDAN KALEM YAPTIM ve SENİ SEVDİĞİMİ YAZDIM ÇOK SAFMIŞSIN BANA İNANDIN ÇÜNKÜ: BEN
SENİ SEVMEDİM SANA TAPTIM


GÖZÜMDEN AKAN BİR DAMLA YAŞ OLSAYDIN,SENİ KAYBETMEMEK İÇİN,BİR ÖMÜR BOYU AGLAMAYI UNUTURDUM.

Bir bakış bile yeterken herşeyi anlatmaya kalbindeki duygular kalbinde kaldı aynı zamanda da beni kaybettin.

Yol ararken yolumu kaybetdim yıldızıma bakarken yıldızımı kaybetdim cimende yürüken izimi kaybetdim senden ayrılırken sevgilim aklımı kaybetdim

Hani uzaktaki yıldız parlak gelir ya insana, uzakta olduğun için tutuldum sana, hani en güzel aşkalar imkansız gelir ya insana, imkanız olduğun için aşığım sana

Sen bende yıtıp gıden yorgun umutsuz gecmısımı gordun, oysa ben sende butun asklarımı temıze cektım

Bir gün bana soracaksin, beni mi seviyorsun Tanrıyı mı ? , ben Tanrı'yı diyeceğim ve sen sessizce uzaklaşacaksın içimdeki Tanrı'nın sen olduğunu bilmeden...

Kalbim seni unutacak kadar adi ise, ellerim de onu parçalayacak kadar asildir!

Seni öyle bir yere yerleştirdim ki gerçeğin bile gelse hayalini dolduramaz..!

Bir gün dünyanın tüm güzelliklerinden vazgeçipte ölüme gitmek istersen yanıma gel de sana sensiz yasamanın ölüm olduğunu göstereyim...

SeNi SeNSiZ YaŞaMaK HaYaTıN BiR CiLVeSiDiR

içekler solabilir,yapraklar dökülebilir,seni herkes unutabilr ama ben asla

Taparsan tepilirsin tepersen tapılırsın

Ay geceyi benim seni sevdiğim kadar sevseydi dünya güneşe hasret kalırdı

Sigara ve alkol insanı yavaş yavaş öldürüyormuş.kimin acelesi var ki :)

Deniz derindir durulmaz dostluk ebedidir unutulmaz

Hayatta bir daha hiç karşılaşmasak bile,biliyorum ki sana rastlamış olmam bile bir ömre bedel.

Ne zaman konuşamıyorum,gülemiyor da ağlıyorum işte o zaman sen yoksun

Eğer Birgün O hiç Ayrılmamacasına Sarıldığım Ölümle Uzaklara gİDERSEM,Yağmurlara EmanetsinYaĞmUr_YüReKLiM))

Aşık olmak hayal kurmak kadar kolay . unutmak hayalin gerçekleşmesi kadar zor

KAĞITLARDAN DAĞLAR YAPTIM MÜREKKEPTEN DENİZLER YAPTIM HER YERE ADINI YAZDIM HER YERE ADINI YAZINCA SENİ
SEVDİĞİMİ SANDIN BEN SENİ SEVMEDİM SANA TAPTIM


Aşk günah olmayacak kadar masum, köle olmayacak kadar özgür, unutulamayacak kadar derin, umulmayacak kadar yakın ve tek başına yaşanamayacak kadar özeldir

Yarı durgun olmamlı deniz, ya durmalı ya kudurmalı, sapına kadar saplnmayacaksa hançer, kınında durmalı.Ve seven ölene kadar sevmeyecekse baştan unutmalı

Aşk büyük bir yatırımdır! Çocuklarda faizidir.

Yaşamın kaynağı sevgi ise,eğer sevgi bir tutku,tutku bir amaç,amaç bir şeyleri biri ile paylaşmaksa,paylaşmak aşk,aşk hatırlamaksa HEP AKLIMDASIN...

Tükenen askımın sonbaharında nasıl sevdalandım bilemedim kimbilir kapını kac defa caldım seni SEVDİĞİMİ söyleyemedim

AŞK İYİ BİRŞEY OLSAYDI DÜNYADAKİ İLK CİNAYET ONUN YÜZÜNDEN İŞLENMEZDİ.

BİR GÜN KARŞILAŞIRIZ SENLE CEHENNEMDE OZAMAN;ANLARSIN DEĞERİN KALBİMDE SEN KALP HIRSIZI OLARAK GİDERSİN ORAYA
BEN TANRIYI BIRAKIP SANA TAPTIM DİYE!!!


''İnşallah ol sen de böyle aşıl ol da bak birisine ben oldum da ne oldu sanki senin gibi birisine...!''

seni yıldızlara benzetiyorum birtanem;onlar kadar uzak,onlar kadar erişilmezsin... Aranızdaki tek fark;onlar milyonlarca sen birtanesin...

Ne zaman ''sağır'' bir ressam bir gülün kristal bir zemin üstüne düştüğünde çıkardığı sesi resmederse o zaman benim için değersiz olursun

Gravitation can not be held responsible for people falling in love

BİLİRİM SEN GÜNEŞSİN VE ETRAFINDA GEZEGENLER VAR AMA UNUTMA BENDE DÜNYAYIM SADECE BENDE HAYAT VAR SENİ
SEVİYORUM


Aşk bir elma şekerine benzer.Yersin yersin sonunda sana KAZIĞI kalır...

Ne zaman sağır bir ressam bir gülün kristal bir zemin üzerine düştüğünde çıkardığı sesi resmederse o zaman benim için değersiz olursun

Eğer bir ressam;Gülün yere düştüğü anki sesi tabloya dökebilirse işte o zaman seni unuturum....

Aşk seks gibidir, zevkte verir acıda.

DENİZLERDEN KAĞIT DALGALARDAN KALEM YAPTIM VE SENİ SEVDİĞİMİ YAZDIM BANA İNANDIN ÇÜNKÜ BEN SENİ SEVMEDİM
SANA TAPTIM..


Yaşamın kaynağı sevgi ise,eğer sevgi bir tutku,tutku bir amaç,amaç birşeyleri biri ile paylaşmaksa,paylaşmak aşk,aşk hatırlamaksa HEP AKLIMDASIN

Eğer beni bu sokakta, Bu şehirde ve bu dünyada bulamazsan bilki Gözlerinin daldığı yerdeyim

Seni seviyorum deniz gözlüm ama sana söyleyemiyorum sana aşkımı böyle itiraf edebiliyorum seni seviyorum

NE ZAMAN SAĞIR BİR RESSAM KRİSTAL ZEMİN ÜZERİNE DÜŞEN BİR GÜLÜN ÇIKARDIĞI SESİ ÇİZERSE BENİM SANA OLAN AŞKIM O
ZAMAN BİTER


Yagmuru sevdigini soyluyorsun yagmur yaginca kaciyorsun gunesi sevdigini soyluyorsun gunes cikinca kaciyorsun korkarim benide sevdigini soyluyorsun

Bu GünLer Kötü oLsa biLe..YaRınLar Hep GüzeL oLur DerLer..Peki Bu GünLer DünLerin YarınLarı DeĞiLmiYDi

Tanrım tümçiçeklerin solduğu öyle bir sonbahar gecesi al ki canımı vefasız yar koyacak tek bir gül bile bulamasın mezartaşıma...

Doğarken niçin ağladığımı yaşadıkça anlıyorum

Aşk bi boktur sifonu çek kurtul!

Asla haraketsiz bir şeyi boşuna haraket ettirme

Gökyüzü güneş olsa da sensiz karanlıktayım.

Yaşamak sadece nefes almaksa şu aziz bedende can taşımaksa eninde sonunda toprak olmaksa ben böyle yaşamak istemiyorum

Seni sonsuza dek bekleyebilirim ama sonsuzlugun sonunda sen oldugun sürece...

Kim bir gün güneşin üzerine kar taneleriyle seni seviyorum yazarsa bilki o seni benden daha cok seviyordur.....!

Bilirim sen bir yıldızsın ve etrafında bir çok gezegen var ama unutma ki:ben de dünyayım yalnız BEN de hayat var...

Sana dünyanın en güzel varlığını vermek isterdim ama seni sana veremem ki...

Her Dilde "Seni Seviyorum" Mesajları

Her Dilde "Seni Seviyorum" Mesajları


Türkçe SENI SEVIYORUM

ingilizce I love you


Almanca ich liebe dich


Fransizca Je t`aime


ispanyolca Te quiero


italyanca Ti amo


Arapça 'uhibbuki (bayana); 'uhibbuka (erkege)


Bengali aami tomake bhalobhashii


Bosna Volim te


Cantonese Ngo oi ney


Chickasaw Indian Chiholloli


Hirvatça Ja Tebe Volime


Danimarka dili Jeg elsker dig


Felemenk-Hollanda Ik hou van jou (Hollanda);


Ik zie u graag (Belçika);


Ik zeen a toch zu geire


Eskimo Akoolook


Estonya Ma armasten sind


Fince Mina Rakastan Sinua


Fransizca Je t'aime; Je t'adore


Irlanda Ta gra agam ort


Iskoçya Tha gradh agam ort


Yunanca s'agapo'


Hebrew Ani ohevet otcha (Erkege)


Ani ohev otach (Bayana)


Hindistan tumse meine pyar kiya


Macaristan Szeretlek


Endonezya saya sayang kamu


Japonca Kimi o ai shiteru; Aishiteru; Chuu shiteyo;


Ora omee no koto ga suki da;


Watashi Wa Anata Wo Aishithe Imasu


Kore Sa rang hae yo


Latince Te amo


Malaya dili Saya cintakan mu; Saya sayangkan mu


Kuzey Çin Wuo Ay Ni


Norveç jeg elsker deg


Polonya Ja cie kocham


Romence Te iubesc


Rusça Ya tebya lubliu


Ispanyol Te adoro


Isveç Jag älskar dig


Arnavutça Te Dua


Vietnam Anh yeu em (Bayana)


Em yeu anh (Erkege)


Farsça Tora dust darem

Evlilik Kutlama Mesajları

Evlilik Kutlama Mesajları


Bir yaşam boyu birbirinizi sevmeniz ve hep neşe içinde, huzurlu bir hayat sürmeniz dileğimle... Elleriniz birbirinden hiç ayrılmasın. Mutluluklar!

Unutmayın ki paylaştıkça çoğalan tek şey sevgidir, evlilik gibi bir noktayla ebedileştirdiğiniz sevginizin hep çoğalmasını dilerim. Mutlu bir yaşam dileğiyle...

Sevginizi ölümsüzleştirmeye doğru attığınız bu adımda sevginizin hep ilk anki gibi taze kalması ve mutlu olmanız dileğimle...

Yaşantınızın her günü bugünkü gibi sevgi dolu, mutlu ve heyecan dolu geçsin. Birbirinize hep bağlı kalın! Mutluluklar...

Beyaz güvercinler yolluyorum size buralardan, hayatınıza sevgi, mutluluk ve huzur versin diye. Ömür boyu mutluluklar dilerim.

Her gününüz birbirinizi daha çok severek ve birbirinize daha çok bağlanarak geçsin. Hayat boyu mutlu ve huzurlu yaşayın! Yuvanızdan sevgi eksik olmasın...

Ebedi sevgi yolunda attığınız bu ilk adımda belki yanınızda değilim ama bilin ki tüm kalbim sizinle. Hayat boyu mutlu olmanızı diliyorum.

Hayat kadehse eğer, aşk da kadehi dolduran şaraptır. Kadehinizin hiç şarapsız kalmaması dileklerimizle, hayat boyu mutluluklar dileriz.

Bir elmanın iki yarısı gibisiniz. Yaşam boyu bunu korumanız ve birbirinizi hep tamamlamanız dileğiyle... Mutluluklar!

Sana eşinle birlikte huzur ve mutluluk dolu bir yaşam diliyorum. Her ikinizi de tebrik eder, mutluluklar dilerim.

Nikahınıza gelemiyorum ama mutluluk dileklerimi iletemeyecek kadar da uzakta değilim. Umarım her şey gönlünüzce olur?

Hayat boyu birlikte ilerlemeye karar verdiğiniz yolda, güneş hep önünüzde olsun ki gölgeler ardınızda kalsın. Bir ömür boyu mutluluklar dilerim?

Tüm yaşantınız boyunca en güzel günleri, en neşeli anları ve sevginin doruklarını beraber yaşamanızı dilerim... Mutluluklar?

Birleşen elleriniz ve kalpleriniz birbirinden hiç ayrılmasın. Bir hayatı tüm güzellikleriyle paylaşmanız dileğimle... Mutluluklar!

Zaman çok kısa, yaşam boyu birlikte olmaya söz verdiğiniz bugünden itibaren birbirinizin kalbini kırmamaya ve hep sevgi dolu olmaya özen gösterin. Mutluluklar?

Her gününüzü her an bitecekmişçesine birbirinize daha da sıkı sarılarak ve sevgi dolu yaşamanızı diliyorum... Ömür boyu mutluluklar?

Yaşam boyu birbirinizi daima sevmeniz ve hep neşe içinde, huzurlu bir hayat sürmeniz dileğimle... Elleriniz birbirinden hiç ayrılmasın. Unutmayın ki paylaştıkça çoğalan tek şey sevgidir, evlilikle ebedileştirdiğiniz ve kutsallaştırdığınız sevginiz hep çoğalsın! Mutluluklar...

Bir aşk gülümsemeyle başlar, öpücükle devam eder ve bir nikahla ölümsüzleşir. Sevginizi ölümsüzleştirmeye doğru attığınız bu adımda, aşkınızın hep ilk günkü gibi taze kalmasını ve mutlu olmanızı diliyorum. Elleriniz birbirinden hiç ayrılmasın!

Bir bütün olmak için birleşen elleriniz ve kalpleriniz bir daha hiç ayrılmasın ve her zaman sevgi dolu baksın gözleriniz? Hayat boyu birlikte ilerlemeye karar verdiğiniz yolda, güneş hep önünüzde olsun ki gölgeler ardınızda kalsın. Ömür boyu mutluluklar?

Yaşantınızı birleştirmek yolunda attığınız bu ilk adımda belki yanınızda yokum ama bilin ki tüm kalbimle sizinleyim. Şu andan itibaren birbirinizin kalbini kırmamaya ve hep sevgi dolu olmaya özen gösterin. Sevginizin hep ilk anki gibi taze kalması ve mutlu olmanız dileğimle...

Birlikte gülebilmek, gezebilmek, mutlu olabilmek, şaşkınlıklar ve sevinçler yaşayabilmek için, en önemlisi de birbirinizi hep sevebilmek için bolca "zaman"ınız olmasını diliyorum? Elleriniz ve gözleriniz birbirinden hiç ayrılmasın! Mutluluklar?

Paylaştıkça çoğalan tek şey sevgidir, evlilik gibi bir noktayla ebedileştirdiğiniz sevginizin hep çoğalmasını dileriz... Yaşamınız boyunca güneş hep önünüzde olsun ki gölgeler ardınızda kalsın. Ömür boyu mutluluklar dilerim?

Ebedi sevgi yolunda attığınız bu ilk adımda belki yanınızda yokum ama bilin ki tüm kalbim sizinle. Beyaz güvercinler yolluyorum size buralardan, hayatınıza sevgi, mutluluk ve huzur versin diye. Tüm yaşantınız boyunca birlikte en güzel günleri, en neşeli anları ve sevginin doruklarını yaşayın! Birleşen elleriniz ve kalpleriniz birbirinden hiç ayrılmasın. Mutluluklar!

Bir bütün oluşturduğunuz bugün birleşen elleriniz ve kalpleriniz birbirinden hiç ayrılmasın ve her zaman sevgi dolu baksın gözleriniz birbirine... Zaman çok kısa, yaşam boyu birlikteliğe adım attığınız şu andan itibaren birbirinizin kalbini kırmamaya ve hep sevgi dolu olmaya özen gösterin. Bir hayatı tüm güzellikleriyle paylaşmanız dileğimle? Mutluluklar!

Eğer yanınızda olsaydım size sımsıkı sarılır, yaşam boyu gözlerinizdeki ışıltının devam etmesini, birbirinizi daima sevmenizi ve hep neşe içinde, huzurlu bir hayat sürmenizi dilerdim. İşte bu mesaj da benim orada söyleyemediklerime aracılık ediyor. Elleriniz birbirinden hiç ayrılmasın. Ömür boyu mutluluklar sizin olsun!

Nice mutlu, başarılı ve sağlıklı yıllara

Ömür boyu devamını dileriz.

Doğum Mesajları

Doğum Mesajları


Bebeğimize hoşgeldin diyor, saglık ve mutluluk diliyoruz.

Çok heyecanlıyım, ilk defa hala oluyorum

Kendine ve ufaklığa iyi bak

Yeni anne ve babaya mutluluklar dileriz

Bebeğinizle beraber saglık ve mutluluk dolu yıllar dileriz.

Minik bebeğin yanaklarından ileriki günlerde öpebilmek dileğiyle

Yeni dünyalıya merhaba.

Doğum Günü Mesajları

Doğum Günü Mesajları


Dilerim yeni yaşında mutlulukların en güzelini yaşar, başarı merdivenlerini kolaylıkla tırmanırsın ve dilerim yüzün hep güler, neşeni hiç yitirmezsin. Dünyada eşsiz bir güzellik varsa o da kalbindedir. Hayatının bundan sonrası kalbinin güzelliği gibi geçsin. Hep sevgi dolu kalman ve mutlu olman dileğiyle... Doğum günün kutlu olsun!

Arkadaşlar yıldızlar gibidir, onları her zaman göremezsin ama senin için her zaman varolduklarını ve seni düşündüklerini bilirsin. Doğum günün kutlu olsun...

Bugün belki de çok kişiden doğum günü mesajı alacaksın, ancak şu an okuduğun en farklısı çünkü tümüyle sevgiyle yazılmış bir mesaj. İyi ki varsın...

160 kısa karaktere neler sığdırabilirim diye düşünüyorum ancak aklıma mutlu bir yaş ve sevgi dolu nice yıllar dilemekten başka bir şey gelmiyor. Seni seviyorum.

Sesim güzel olmadığı için sana bir doğum günü şarkısı söyleyemiyorum. Bu yüzdendir ki böyle kısa bir mesaj çekiyorum. Mutlu yıllar!

Hmmmm bu mesajı neden çekiyorum, unuttum, inan hiç hatırlamıyorum. Dur bakayım.. dur dur buldum :) Doğum günün kutlu olsun!...

Dileğim bugün dilediğin tüm dileklerin gerçek olması. Belki yanında değilim ama bil ki kalbimin en derin yerinde bugünü seninle kutluyorum. Nice yaşlara...

Bugün doğum günün olduğu için farklı ve özel olduğunu mu sanıyorsun sen? Oysa sen benim için sadece bugün değil her gün farklı ve özelsin. İyi ki varsın...

Doğduğun gün bulutları yırtarak, bir güneş gibi etrafına aydınlık saçarak girdin hayata. Hep sevgiyle yaşa! Nice yaşlara...

Geleceğini oluşturacak her yeni günün bir önceki günden daha güzel, isteklerine uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. Nice seneler...

Dilerim yeni yaşında mutlulukların en güzelini yaşar, başarı merdivenlerini tırmanırsın ve dilerim yüzün hep güler, neşeni hiç yitirmezsin. Doğum günün kutlu olsun!

Dünyada eşsiz bir güzellik varsa o da kalbindedir. Hayatının bundan sonrası kalbinin güzelliği gibi geçsin. İyi ki varsın ve iyi ki doğdun!

Yaşa . Sev . Gül! Bunlar eksik olmasın yaşamında. Yaşın kaç olursa olsun her şeyin en güzeli seninle olsun. Nice mutlu, neşeli ve yaşam dolu yaşlara...

Bugün bir yaşını daha doldurmanın mutluluğunu yaşarken geleceğin sana kalbindeki tüm dilekleri vermesini diliyorum. Doğum günün kutlu olsun.

FLUUUPPP! Bu bir sms sürprizi. Sana şans getirmek için burada. Bu yüzden hemen gözlerini kapat ve bir şey dile. Mutlu yıllar sana, mutlu yıllar sana.

Kısa bir mesaj olmalı bu. Sana binlerce öpücük ve sevgi yolluyorum buradan.. Bil ki unutulmadın.. Doğum günün kutlu olsun!

Dikkat! Bu mesaj sevgi, neşe ve iyi dilek içermektedir. Bir dakika için yaşamın ve seni düşünen birinin olduğunun sevincini hisset ve mutlu ol! Bu mutluluğun her zaman sürsün. İyi ki doğdun. Nice mutlu yaşlara...

Sakın üzülme hayatın hızına, en güzel yıllar çabuk geçenlerdir... Geleceğini oluşturacak her yeni günün bir önceki günden daha güzel, isteklerine uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. Yüzünde her zaman bir gülümseme olsun çünkü sana çok yakışıyor. Daha nice mutlu yıllara...

Dilerim yeni yaşında mutlulukların en güzelini yaşar, başarı merdivenlerini rahatlıkla tırmanırsın ve dilerim yüzün hep güler, neşeni hiç yitirmezsin. Sevgi dolu kalman ve mutlu olman dileğiyle... Doğum günün kutlu olsun!

Biraz şans, biraz sevgi ve sabır, birer parça zaman, başarı ve memnuniyeti de eklersek malzemelere, hepsini karıştırıp senin için uzun ve dileklerinin gerçekleştiği bir "hayat pastası" yapabiliriz sanırım... Nice yaşlara!

Bir yıl daha bitti, ama sakın üzülme zaman çabuk geçiyor diye... Unutma ki herkes aynı şeyi yaşıyor. Bu yılın sonunda geriye baktığında umarım "harika bir yıldı" dersin.. Tüm dileklerinin gerçekleşmesi dileğimle.. Nice yıllara...

Dikkat! Bu mesaj sevgi, neşe ve iyi dilekler içermektedir. Bir dakika için yaşamın ve seni düşünen birinin olduğunun sevincini hisset ve mutlu ol! Şimdi bu mutluluğuna sımsıkı sarıl ve ümidini koskoca bir yıl boyunca hiç yitirme! Aşkta, parada, sağlıkta her zaman kazanmanı dilerim. Sensiz bir hayatta kime gerçekten "dostum" diyebilirdim bilmiyorum. İyi ki doğdun. Nice mulu yaslara...

Geyik Mesajlar

Geyik Mesajlar


  • Pire itte, cep telefonu yiğitte bulunur.

    Yiğidin cep telefonu meydandadır.

    Alışmadık cepte telefon durmaz.

    Ey cep telefonlu Türk Gençliği...

    Arsızın yüzüne tükürmüşler,"Kapsama alanı dışındayım" demiş.

    İnsani dert, cep telefonunu kart oldurur.

    Bir cep telefonlu Türk dünyaya bedeldir.

    At olur meydan kalır, yiğit olur cep telefonu kalır.

    Boşboğazı cehenneme atmışlar, "cep telefonum nerede?"demiş.

    Çingeneye beylik vermişler, önce cep telefonu almış.

    Cep telefonlu çoban, yoksul beyden yeğdir. .

    Denize düşen cep telefonuna sarılır.

    Dilenciye cep telefonu vermişler, kartını beğenmemiş.

    El elin eşeğini cep telefonuyla arar.

    Erkeğin kalbine giden yol cep telefonundan geçer.

    Haydan gelen cep telefonu faturasına gider. .

    Ayranı yok içmeye, cep telefonu ile gider ... .

    Görmemişin cep telefonu olmuş, tutmuş antenini koparmış.

  • Bu sayfa 18515 kez izlendi.

Beşiktaş Mesajları

Beşiktaş Mesajları


DÜNYADA İKİ TÜR TARAFTAR VARDIR:BJK'Lİ OLANLAR,BJK'Lİ OLDUKLARININ FARKINA VARAMAYANLAR

BASIN ÖNE EĞİLMESİN ALDIRMA KARTAL, ALDIRMA.EN BÜYÜK SEN DEĞİL MİSİN ALDIRMA KARTAL, ALDIRMA KARTAL ALDIRMA...

YAKIŞIR SANA YAKIŞIR,SANA ŞAMPİYONLUK YAKIŞIR,SEN ALEMDE TEKSİN, DEĞİŞİLMEZSİN,BEŞİKTAŞ SEN BİZİM HER ŞEYİMİZSİN!

GEL GÜNDÜZLE GECE OLALIM GEL GÖKYÜZÜNDE YILDIZ OLALIM SENİNLE ŞAMPİYONLUKLARA KOŞALIM HAYDI BASTIR KARA KARTAL'IM
BEŞİKTAŞ DİYEREK SANA YÜZ VURDUK,SİYAHIN YANINA BEYAZI KOYDUK,YILLARDAN BERİDİR HEP SENİN OLDUK BEŞİKTAŞ SEN BİZİM HER ŞEYİMİZSİN

BAZEN HÜZÜN,BAZEN KADER SENİN SEVGİN BİR ÖMRE BEDEL.BEŞİKTAŞ SEN BİZİM HER ŞEYİMİZSİN.

GÜN DOĞDU HEP UYANDIK STATLARA DAYANDIK BEŞİKTAŞ'IN UĞRUNA DA BAYRAKLARA DONANDIK SEMTİMİZ ERKEK SEMTİ ASIK EDER HERKESİ ÜZERİMDE EKSİLMESİN BAYRAĞIMIN GÖLGESİ iSTE BİZ KÖTÖ GÜNDE HEP OMUZ OMUZAYIZ ÖVÜNMEK GİBİ OLMASIN BİZ KARAKARTALLIYIZ.

YILLARCA KAHROLSAK DERTTEN KEDERDEN!! BİLSEK Kİ KELLEMİZ KOPAR BEDENDEN!! ASKIMIZ HARBİDEN HEM DE DERİNDEN!! ASLA VAZGEÇMEYİZ BEŞİKTAŞ SENDEN!!

1903?DE DOLDU YÜREKLER, YER SİYAH GÖK BEYAZ ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ!!

DELİKANLI ADAM RENKLİ TAKIM TUTMAZ? BEŞİKTAŞ'IM SEN BANA BABAMDAN KALAN MİRAS DEĞİL OĞLUMA OLAN BORCUMSUN...

EDİRNE'NIN YOLLARI TAŞTAN , VAR MI BAŞKA TAKIM BEŞİKTAŞ'TAN

Babalar Günü

Babalar Günü


Bir adam yaşlandığını anlar, çünkü babasına benzemeye başlar.

» Bir baba, kendi mutluluğundan çok, çocuklarının mutluluğu ile mutlu olur

» Çocukluk çağında baba korumasından daha güçlü bir ihtiyaç düşünemiyorum.

» Babanın mirasını mı istiyorsun? Bilgisini öğren. Onun parasını hemen harcayabilirsin

» Babanın erdemleri çocuklarının servetidir.

» Babanın rolü, yüz öğretmeninkine bedeldir.

» İnsan babasına borçlu olduğu saygıyı, ancak baba olunca duyar.

» Baba sevgisini koru. O sevgiyi kesip atarsan, Tanrı da senin mutluluk ışığını söndürür.

Yalnızlığım

Yalnızlığım

Sen gideli çok oldu,
Bir sevdam kaldı bende geriye.
Sakın verme sendeki sahte aşkı ellere sevda diye.
Her şeyin bende sevdiğim sen nerdesin
Aldanışlarım ,alışkanlıklarım bir de yalanların kaldı sende, sakla .
Yakışır sana
Elvedasız gitmen acıttı canımı varlığında çektiğim acıdan daha çok.
Çok değilmiş varlığın
Oysa o boşluğu dolduran benim tek dostum yalnızlığım


Bitiş

Bitiş





Her baharda açan çiçektim ,
Sonsuzluğa dökülen bir
Yaprağım şimdi ben.
Herkesin dilinden düşürmediği,
Elveda sesinin bir yankısıyım şimdi ben.
Yağan yağmur gibiydim,
Hem hırçın hem keyif dolu,
Uğraşıp tutamadıkları damlalarım şimdi ben.
Mutlulukla gülümsemelerdim.
Gözlerden dökülen bir damla yaşım şimdi ben...
Geceleri sakin güneştim,
Bir yıldız gibi kayıyorum şimdi ben.
Kalplerdeki ilk atışlardım,
Yitip, tükenmişim şimdi ben...

Umudu bilirdim,yaşamayı bilirdim,
Ağlaya ağlaya kül olmuşum şimdi ben...

Bu hayatı severdim...
Sessiz sedasız gidiyorum şimdi ben....

Düşlerin Adresi Olmaz

Düşlerin Adresi Olmaz



Ay fer'siz kaldı
dağ karanlık
ay karanlık
bu gece; bir başka
karanlık.

Engin deniz dalgasız
fer'siz
kollarına sığınmış sessiz
susuz kalmış deniz
bu gece; başka deniz
engin fer'siz deniz.

'Düşlerin adresi olmaz'

susuz engin deniz
-ay-
-fer-
-siz-

fer kayboldu ayda
ay kayboldu ferde

düşler... Ayfer’in gölgesinde.


4 Şubat 2008 Pazartesi

Anka Kuşu

Anka Kuşu

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

baykuş yıkıntılarını özlemiş,

balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

"SİMURG ANKA - Otuz Kuş" demekmiş.

Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş.
Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...

Amerikalıların Kafatasının İçinde Ne Var

Amerikalıların Kafatasının İçinde Ne Var

En son başıma gelen hadiseden başlayayım. Dün (2 Ekim Cumartesi) sabah 9`da, AT&T adlı dünyaca meşhur telefon firmasından aradılar. "Bize üye olmak ister misiniz?" dediler. (Burada telefon şirketini kendin belirliyorsun, Türkiye`deki gibi tek şirketin yani Türk Telekom`un tekeli yok) Ben, "Türkiye`yi aramanın dakikası kaça?" dedim, telefondaki "45 cent" dedi. "Ben, 10 dakikalık görüşmeyi 2$`a yapıyorum" dedim. "İyi ya, bizimkisi 2$ değil 45 cent" dedi. "Bak kardeşim, ben 2$`a 10 dakikalık görüşme yapıyorum, anlatamadım mı" dedim. Bana "O zaman dakikasına kaç para veriyorsunuz?" demez mi? Kendi kendime "Al işte, sabah sabah bir gerizakalı Amerikalı daha" dedim. Kendisine kibarca izah ettim: "10 dakika 2$`sa dakikası 20 cent yapar" dedim. Telefondaki beyinsiz "Mümkün değil bu kadar ucuza olamaz, siz işlem hatası yapmışsınızdır" dedi. Kendi kendime "Sen beni Amerikalı mı zannettin ki, 2$`i 10`a bölerken işlem hatası yapayım" dedim ve sabah sabah günaha girmemek için "Kardeşim, !
sağol , ben sizin şirkete üye olmayacağım" dedim ve kapattım.

Geçenlerde Mc Donalds`da 3.01$ tutan borcumu ödemek için 5$ verdim, 1 cent daha verdim. Herif, önce 5$`dan ne kadar para üstü vermesi gerektiğini hesap makinesi ile hesapladı, önce hesap makinesinin gösterdiği 1.99$`i bana bir sürü bozukluk olarak geri verdi, sonra 1 cent daha verdi. Ben "Niye bu kadar bozukluk veriyorsun, direk 2$ kağıt para versene" dedim. Kuş beyinli, bu sefer 5.01`den 3.01`i çıkardı ve hesap makinesinde 2 rakamını görünce bendeki parayı alıp, 2$ verdi. Şimdiye kadar hiçbir mağazada, kasiyerlerin bozuk para ödemek zorunda kaldıklarında bir miktar daha isteyip, bütün para geri çevirebildiklerini görmedim. Mesela hesap 15.25$ tutsa ve siz 20 $ verseniz, size 4 tane 1`lik, 3 tane 25 centlik verirler. Hiçbirisi 1 tane 25 cent alıp, tek bir 5 dolarlık geri çevirmeyi düşünemez / hesap edemez.

Büyük bir mağazanın girişine ve raflarına şu uyarıyı asmışlardı:
"Mağazamızda gizli kamera sistemi vardır." Daha sonra şunu eklemeyi ihmal etmemişler, malum bu yazıyı okuyan Amerikalılar "Bana ne, ben zaten buraya gizli kamera sistemi almaya gelmedim" diyebilir diye. "Gizli kamera sistemi sayesinde, yapılan hırsızlıkları tespit edebiliyor ve mahkeme önünde delil olarak gösterebiliyoruz."

Bir bankanın ATM kartı müracaat formunda şu paragrafın altını imzalamanızı istiyorlar :
"5 haneli banka şifremi sayılardan ve harflerden oluşturacağıma, şifrenin tamamında aynı rakamı veya harfi kullanmayacağıma, Q ile 0`ı, 2 ile Z`yi birbirine karıştirmayacağıma..... söz veririm"
Anlaşılan bankaya gelen birçok şifre probleminde bunları birbiri yerine kullanıp da unutan o kadar çok insan vardı ki bu paragrafı eklemeye lüzum görmüşler.

Şu olayı da bir arkadaştan duydum, gerçek olduğunu söyledi :
Kadının, biri evine yeni bir mikrodalga fırın almış. Kadının, bir de çok sevdiği bir kedisi varmış. Birgün kadının, kediyi yıkaması gerekmiş. Tabi kediyi yıkadıktan sonra bir de kurutmak lazım. Aklına bu işi çabucak halledebileceği parlak(!) bir fikir gelmiş. Islak kediyi alıp, mikrodalganın içine koymuş. Tabi zavallı kedi, mikrodalganın kapağı tekrar açıldığında ölü bir şekilde fırının içinde boyluca yatıyormuş. Bu durum karşısında kadın, sevgili kedisini kaybetmenin intikamını almak için mikrodalga üreticisi firmanın aleyhinde yüklü bir tazminat davası açmış. Mahkemenin kararı ise şu:
Üretici firma, fırının kullanma kılavuzunda "içinde kedinizi kurutmayınız" yazmadığı için suçludur ve istenen tazminatı ödemekle yükümlüdür.

Şu hadiseleri hepiniz duymuşsunuzdur :
CD sürücüler Japonya`da üretilip Amerikan piyasasına ilk girdiğinde Amerikalılar`in "Şu Japonlar ne pratik insanlar, kolaylık olsun diye bilgisayarlara 'mug holder' (seramikten yapılan büyük bardaklar ki Amerikalılar kahve ve çorba içmek için çok kullanırlar) ilave etmişler" diyerek bir çok CD sürücünün 'tray' (CD sürücünün CD-ROM koymak için dışarıya çıkan kısmı, CD tepsisi) kısmını içi dolu ağır bardakları koymak suretiyle kırdıklarını; bilgisayarda "Press any key to continue" yazısı çıkınca fellik fellik klavyede 'any' yazılı tuşu aradıklarını duymayan yoktur.
İşin tuhafı, galiba Amerikalılar`da salak olduklarının farkında. Birgün Elektromanyetik dersinde çocuklara soru çözerken "Biz, bu dersi 2. sınıfta alıyoruz" dedim (burada son sınıfta okutuluyor). Çocuğun biri daha evvel Türklerle kalmış, onları o kadar zeki bulmuş ki, bana "Ortaokul iki de mi, lise iki de mi?" diye sordu. Ben de "İlkokul ikide" diyecektim de çocukların geri zekalılığını yüzlerine vurmak gibi olmasın diye "Üniversite iki" dedim.

Hepinize sevgilerimle...

Ama Çocuğun Hasreti

Ama Çocuğun Hasreti

İşitiyorum, güneş pek güzel,çay kenarında suyun üzerine doğru sarkan çiçeklerin manzarası pek latifmiş...Ve nazik öten kuşların,havai böceklerin,uçuşu da görülecek şeylerden imiş.

İşitiyorum ki,geceleri gökyüzünde gizli ışıklar görünürmüş. Dalgaları göz yaşları gibi hazin olan deniz içinde dahi,beyaz yelkenli gemiler akıp gidermiş.

İşitiyorum ki, çiçeklerin renkleri pek latif imiş. Dereler,dağlar, çayırlar, sular,ormanlar ve hususiyle fecir zamanları o kadar güzel, o kadar şirin imişler ki, bu kadar azamet ve ihtişama karşı insan,rabbine secdeler edermiş.

Fakat ben, ne o gürültüsünü işitmekte olduğum denizi, ne o rengin çiçekleri, ne gökyüzünü, ne güneşi, ne o güzel meyveleri, ne kuşları, ne aydınlığı göremediğimden dolayı müteessir değilim.

Hayır Allah’ım , hayır! Şu fani alemin güzelliklerinden hiçbirini arzu etmem. İlla!!. Heyhat..!. Anacığımı göreydim..!

Alo

Alo

Graham Bell, Boston’da ilk defa sesi iletmeyi başardığında ben henüz ortalıkta yoktum ve olamazdım da. Telefon, ülkemizde kullanılmaya 1908’de, meşrutiyetin ilanından sonra ve ilk otomatik telefon sistemi de 1926 yılında Ankara’da faaliyete geçmişti.

Aradan yıllar geçmiş, telefon sistemi büyüdükçe benim ailem de büyümeye devam ediyordu. Ve ben doğmuştum. Ne ilgisi var demeyin. Adamlar iki kömürle telefonu bulmuşlar, bizimkilerde iki kömürle mangal yakmayı ve çocuk yapmayı öğrenmişlerdi. Bu kolay iş mi sizce?

Her ne kadar telefon 1926 yılında kullanılmaya başladı ise de benim çocukluk yıllarımda (1969) henüz pek yaygın değildi. O zamanlar evinde telefonu olanlar ayrıcalıklı insan sınıfına giriyordu. Öyle ki! tüm mahalle görüşmelerini de o evden yapıyordu. Yani PTT pozisyonu.

Günün hangi saatin olursa olsun mahalleliye telefon gelince, gecenin bir yarısı da olsa haber vermek üzere evin küçük çocuğu salya sümük mızmızlansa da o gönderilirdi. Evin beyi sizi kapıda pijamalarla karşılar, üzerine dantel örtülmüş ve hemen yanında Jeton haznesi bulunan kutucuğun yanına kadar size refakat ederdi. Bu durumdan da hiç de şikayetçi olmadığı gibi, komşusunun telefon görüşmesi bitene dek sabırla bekler, hatta konuşma bitince bu da yetmezmiş gibi görüştüğü şeylerin geyiğini yaparlardı.

Bir nesil öyle büyümüştük. Derken, hatlar falan herkesin bir telefonu bile olmuştu, hem artık telefon sahipleri de komşu çağırmaktan kurtulmuştu. İlk başlarda telefon oyuncak gibi kullanılıyor ve hatta yan komşuya sesi duyurmak için bile telefon eder hale gelinmişti. Bu durum gelen ilk kabarık faturayla birlikte fazla uzun sürmemişti. Evin pijamalı reisini telefona kilit vurma yoluna sevk etmişti. Korsan görüşme merakı yüzenden de az azar işitmemiştik.

Bu arada bizimkiler mangalın envai çeşitlerini geliştirirken elin adamları da bizimkilere nazire yaparcasına telefonun hem de kablosuzunu yani cep telefonunu icat etmişlerdi. Ya biz! hala tütmeyen bir mangalı bile icat edememiştik, hem bunun ne önemi var ki iki öksürürsün geçer hem de bronşların açılır değil mi?

Kısa süre sonra mangala ve teknolojiye aç olan bizlere, geliştirdikleri ilk telefonları takoz niyetine itelemeye başlamışlardı. Yapısı itibariyle hakikaten tam bir takozdu ve bu telefonlar yurdum insanın elinde birer ikişer çoğalmaya başlamıştı. Sırf telefonu olduğunu göstermek uğruna iki eli dolu bile olsa bütün yük bir tarafa geçirilip, bu yüzden diğer el hep boş bırakılırdı. Sanırsın dünyayı o yönetiyor.

Ben mi? bende her Türk gibi benim onlardan neyim eksik mantığıyla, o aralar moda olan kampanya kervanına katılarak, borç harç taksitle cebim olmuştu. Hem de en takozundan. Abartmıyorum belki de uzaydan görülebilen tek telefonda benim telefonumdu diyebilirim. Bir süre sonra ona öyle alışmıştım ki! Kendimi kaybetsem bile onu kaybetmeyi aklımdan bile geçirmiyordum.

Ta ki o güne kadar.

Hava alabildiğine sıcaktı, üzerimdeki gömlek adeta üzerime yapışmıştı.Üstüne üstlük birde ceket giymek zorunda kalmıştım. Tuvalete gitmek için ceketimi astıktan sonra lavaboya yönelmiştim ki, birden cep telefonumun yanımda olmadığını fark ettim. Hemen odaya dönüp canım ciğerim biricik varlığım olan telefona alık bir şeklide (Bir öpmediğim kalmıştı) bakıp gömleğimin cebine yerleştiri verdim.

Bir yandan tuvalet ihtiyacını gideriyor, bir yandan da habire birilerine mesaj çekiyordum. İşimi ve mesajı bitirmiş sifonu çekmiştim bile. Birden tükürmek üzere tuvalet deliğine eğilmiştim ki! telefon cebimden düşüp, dönerek ve mesaj alındı sinyali vererek gözden kaybolmuştu. Şoklanmıştım, öylece kalakaldım. İçimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Meğer ne çok severmişim. Evet, o artık yoktu ve ben çaresiz bir şekilde hala deliğe bakıyor, kulağımda sadece onun dıt dıt sesi çınlıyordu. Öylece ne kadar kaldığımı hatırlamıyorum. Başıma bir şey geldiğinde şüphelenmiş olmalılar ki, birileri habire kapıyı yumrukluyorlardı. Dışarı çıktığımda rengimin solgunluğunda korkmuşlar “Hasta mısın?” diye soruyorlardı. Secattin, yani oda arkadaşım, odaya epeydir dönmeyince şüphelenmiş ve haber vermiş olmalıydı. Elimin tersi ile alnımdaki terleri silerken, sadece “hayır” diyebildim. Kalp krizi geçirdiğimi zannetmişler.

Odaya döndüğümde kalabalıktı. Onca insan, inat yaparcasına, ellerinde telefonları olduğu halde beni bekliyordu. Bir daha yıkılmıştım. Neden Kırkbeş dakika içeride kaldığımı merak ediyorlardı. Olanları anlattığımda (hepsini anlatacak değilim) bana acıyarak baktılar! Neden böyle baktıklarını şimdi daha iyi anlıyorum.

Aradan aylar geçmiş ve kendime yeni bir telefon nihayet almıştım. Nedense ilk telefonu aldığım günkü heyecanım yoktu. Öyle ki, yanımda bile taşımıyordum diyebilirim. Oysa müracaat edip eski numaramı bile almıştım. Bu da bir şeydi benim için.

01.04.2005

Alleben

Alleben




Dedemi hatırlayıp, onunla yaşadığım geçmişimi yazmak isteyince, ister istemez kalemime mürekkep yerine gözyaşı dolduruyorum. Kalın, demir belbetlerden yine dışarıya bakıyorum o günleri yeniden yaşayınca, hayalimde. Kuşların, bir adam boyundaki ahşap pencerelere yaptığı yuvalardan dökülen tüyleri, tandır başındaki sıcak ve uzun sohbetleri anımsayarak yürüyorum yine, dedemin evine giden dehlizden. Bir soba bacasından çıkan duman kadar koyulaşıyor düşüncelerim. Şosede yürürken hatırlıyorum, hiçbir şeyi umursamadan önümde koşturan çocukluğumu. Dedem demek, zaman demek, geçen zaman, buruk hatıralar, sararmış bir fotoğraf karesi. Başım önde, düşüncelerimi biriktirerek yürüyorum geleceğim olan en kısa yarına, bir saniye ileriye ve sonrasına. Neye? Nereye?

Dolu dizgin umutlarımı, damla damla akıtarak yürüyorum Alleben’in kenarında. Alleben ile Kavaklık birbirinden ayrı gibi görülen anayla çocuğudur benim için. Alleben, suyuyla emzirmiştir Kavaklığı. Kavaklık, yeşeren yapraklarıyla öpmüştür Alleben’i. Birbiriyle bir bütün oluşturan bu kan bağı, Antep’i yaratmıştır olanca cömertliğiyle.

İlk baharda Cuma günleri, tatili getiren bu günün okul dönüşlerinde sabırsızlıkla ertesi günü beklerdim; çünkü Cumartesi’leri, halalarımın, teyzelerimin, ablalarımın, ağabeylerimin seyrengah dedikleri Alleben’e giderdik. Halamın evde doldurduğu acı dolmayı, bakır kazanın dışını külleyerek ocağa oturtuşunu görüyorum sisli gözlerinden. Hiç olmazsa halam çok yaşasa...

İrice taşları hilal şeklinde yan yana dizerek yaptığımız ocağın üzerine kazanı büyük bir itinayla yerleştirirdi halam. Biz çocuklar, ocağa yakacak olarak çalı çırpı toplardık heyecanla; bir oyundu bu bizim için. Dayımın hanımı köfte yapar; ablalarım sofrayı kurardı. Babamla eniştelerim, iğde ağaçlarının diplerine sakladıkları rakı kadehlerini yudumlardı bizden gizli. Ama görürdük biz, gizlemeye çalıştıkları kadehleri.

İs sinmiş dolmalı akşam yemeğinin unutulmaz keyfi sarardı bizi açık havada. Hepimiz gönülden mutluyduk, huzurluyduk; henüz, bizi bekleyen dertlerden sıkıntılardan uzaktık, çok uzak. Gelecekten. Sanki acılar, sıkıntılar, dertler sadece acıklı hikayelerde yer alırdı. O hikayelerse yalan gelirdi, uydurmaydı, gerçek olamayacak kadar ıraktılar bize. Biz çocuktuk.

Bir at arabası zevki var mı şimdiki BMW’lerde, Mercedes’lerde? Nerede!.. Nerede çocukluğum? Nerede ben? Kaybolup gittiler, o arkası açık, cam el arabalarının dikdörtgen köşelerinden. Cam arabaların ardı sıra düşlerimi görmekteyim. Henüz dün gibi yakınlar. Rengarenk pamuklu şekerler, küncülü helvalar... Alleben’in kıyısına sıralanmış çekirdekçiler... Herkes, kendisini kahkahalarla güldüren bir oyunun içinde; kimi kaçıyor, kimi kovalıyor; kimi salıncak kurmuş kocamış ağaçlara; kimi top oynuyor… İp atlardık doğal bir yaşamın doğallığında. Alleben gürül gürül akardı yanımızda, serinletirdi, ferahlatırdı etrafındaki her şeyi, gönüllerimizi.

Mezopotamya bereketi vardı Alleben’de. Yüzyıllar boyu, umutlarımızı derelere, suya bağlamışız. Bereket için, umut için. 6 Mayıs’ta Hıdırellez kutlanırdı Alleben’de. Rahmetli, nur yüzlü anama ne inatlar ederdim Hıdırelez’e gitmemek için. Şimdilerde, neden gitmek istemezmişim diye kızıyorum kendime. İnatçı ruhum, burnunun dikine giden mizacım, kendi doğru bildiğinden şaşmayan kişiliğim, küçüklüğümden bu yana çok dolandı ayağıma. Hayatta çok engelle karşılaştım, sırf bu yapımdan dolayı. Hepsinin üstesinden gelmeyi bildim de, insan o yaşlarda, Antep gibi bir yerde, anasının dediğinden çıkamıyor pek. İnadımı kırıp, anacığımın ardına düşer giderdim kutlamalara. İyi ki de gidermişim. Şimdilerde mumla arasan bulamayacağın anlarmış onlar. O huzur, o sükunet. Dalar giderdim o hareler çizen suyun yüzüne bakarken, derin derin. Bu su nereden gelir, nereye giderdi? Su demek, umut demekti. Acaba bana ne getirecekti Alleben? Beni de yeşertecek miydi Kavaklık gibi, bunlar geçerdi çocuk kafamdan. Diğer çocukları seyrederdim. Neşeyle suya girerlerdi zıbınlarını çemreyip . Dizlerine kadar suya batıp, Alleben’den çıkarttıkları kağıtları okurlardı ferman gibi. Gülerdim yaptıkları çocukluklara.

Kızlar... Biz Antep kızları. Okul kapanıp da yaz tatiline girdiğimiz vakit, dikiş nakış ustasına giderdik, gitmeliydik. Elimiz iğne iplik tutsun diye bize dikiş nakış öğreten ustamızın da hizmetini görürdük bir taraftan, görmeliydik. Çok çalışıp didinmeyi ve bundan hiç şikayet etmemeyi öğrenirdik, öğrenmeliydik, el kapısına hazırlık niyetine. Sen, Nezihe ablam... Neşeli, gülen gözlerinle umudu aşılamıştın o günlerde bizlere. Sıcak bir Tomus günü ikindi serinliğinde, Nezihe ustamızın yıkanacak kilimlerini, yünlerini taşımıştık Alleben’e. Ama ne neşe, ne keyif, ne unutulmaz anılardı o anlar, geleceğimize, genç kız yüreğimize ne güzel hatıra. Öyle yaz tatilleri, beş yıldızlı otel keyifleriyle kıyaslanır mı? Sulaşmak , bir Alleben adetiydi. Hem iş tutar, hem de suyla oynardık, Alleben’i oyuncağımız yapıp. Üstümüz başımız sırılsıklam olurdu. Kimin umurunda? Neşe içinde yediğimiz o bir öğün yemeğin anlatılmaz tadı dolaşırdı damaklarımızda gün boyu. Alleben, genç neşemizin içinden akıp giderdi çağıl çağıl, hayallerimizi de peşine takıp...

Büyüdük. Büyümeye direnmek isterdik. Ama mümkün mü? Bu devr-i devranın yasası bu. Değişiyor, her şey değişiyor. Hiçbir şey aynı kalmıyor ve hiçbir şey, bize çocukluğumuzu, gençliğimizi geri getirmiyor, biz ne denli istesek de, gözlerimizde hüzünle, yüreklerde kederle...

Düşünüyorum, Alleben’e bakarken düşünüyorum; bana mı öyle geliyor yoksa zaman gerçekten kötüye mi oynuyor, diyorum. Eski, aynı zamanda eksilmek mi demek yoksa? Evet, zaman. Zaman, yılları eskitti, tıpkı Alleben’i eksilttiği gibi. Alleben’e bakıyorum, bir park köprüsünün üzerinden. Geride kalan, gördüğüm, korunmaya muhtaç bir Alleben, şehrin orta yerinde. Beton bir oluğun içinden akmakta. Ama yine de umutla, yanından geçenlere hala birilerine umut vermekte belki, diye düşünüyorum. Hala akıyor, diyorum kendi kendime. Doğallığı bozulmuş, yaşlı ninem gibi cılız olsa da. Hala akmakta içime, geçmişi dün gibi yaşatarak, o günü gören özüme buruk bir umudu sızdırarak...


Ülkü Tamer’e saygılarımla
--------------------------------------------------------
1. -Belbet: G.Antep lehçesinde cumba.
2. -Alleben: G.Antep’in simgelerinden, şehrin ortasından akan, şimdilerde kurumuş sayılabilecek bir çay.
3. -Kavaklık: Alleben’in hemen yanı başında yer alan bir koruluk.
4. -Küncü: G.Antep lehçesinde susam.
5. -Çemremek: G.Antep lehçesinde, kıvırmak.
6. -Tomus: Halk arasında, Temmuz ayı.
7. -Sulaşmak: G.Antep lehçesinde, birbirinin üzerine su sıçratmak ya da dökmek.

Aldattığın Ben Değildim ki

Aldattığın Ben Değildim ki

Bunlar doğru değil diye bağırmak, hatta karşısındaki adamı parçalamak istedi, hem de tek tek her zerresine ayırarak..olmazdı ama yapamazdı ki... Salon etrafında döndü, döndü, döndü... Başka biri vardı demek, bunca yıllık emek başka tenin çekiciliğine kurban edilmişti demek... Ya benim sevgim, ya benim aldanmışlığım... Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm yaşanmışlığı...

Hiçbirşey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti. Afallamıştı, şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek geliyordu içinden ama bir yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun... Orda olmak istedi, o kadar uzakta, olamadı... Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da... Kalktı yatağına gitti, hiçbirşey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak geldi içinden ama yine kendini tuttu. Gitti kanepeye uzandı, yumdu gözlerini, uyumak istedi, uyanınca herşey bir rüyaymış çok şükür demek istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi... Uyandı, herşey aynıydı. Sıkı sıkı yumdu gözlerini, tekrar açtı...Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok!

Yokoluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte... Sorunu olan kadınlar ilk iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün. Aniden fırladı bir yere yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti... Saçımı değiştir kes, boya... Yap birşeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu hüzün kaç saç bakımında silinir ki...Eve gitti alışık adımlarla.. Kapıya anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı temizleyecekmiş gibi...Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını umarak...Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik...

Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı. Kocası bir çeşit hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, birşeyler yapmalıydı. Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istemdışı bir mücadele miydi , anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını “hiçbirşey olmamış” a çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her sebzeyi... Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu! Elimdeki mutluluk gitti ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun... Unuttu tencereyi ocakta, salona gitti... Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı içi gibi... Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı...Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça daha büyük bir gayretle çalıştı. Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla defalarca...Camları ovaladı, p!
arlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara yaktı, uzattı ayaklarını.... Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi, daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme... Bizim mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde...Hep mutlu olacağız hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi kocaman ekranlı bir tane varken..Ama onu ikinci el eşya satan bir dükkandan alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına ... En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları... Hayvannn diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıy!
ordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,.. Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu...Hepsi dinlediler...Sonra sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu, uyumak... Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp ordan devam etmek istiyordu. Birileri birşeyler yapsa, uyutsalar onu...

Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler, içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi... Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü günler, aylar geçirdi. Ve birgün diğer kadından gelen mesajı gördü telefonda, sadece git dedi adama, haketmiyorsun hiçbirşeyi, git... Adam gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek bişeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense, gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini, ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek...Yattı, uyudu...

Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü. Meğer ne çok dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle farketti. Sanki kendi kendine bir evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı...Şaşırdıkça netleşti herşey...Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek. Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim bitti artık, ben bunları haketmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına geçti. Düzelecek herşey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık.... Balkona çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak kokusunu ciğerlerine çekti keyifle. Orta şekerli bir türk kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve yudumunu ağzında !
tuttu, kokusunu tadını hissetti, hissedebilmenin keyfini sürdü, aylar sonra...

15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı. Hakedemediği hayattan çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik...

Aldatma

Aldatma

onunla internet ortamında tanışmıştık. İşin en ilginç yanı o bir İtalyandı. Bense Türk...
yarım yamalak ingilizcemizle anlaşmaya çalışıyorduk. Artık birbirimize o kadar alişmiştik ki birbirimize ne söylediğimizi okuduklarımızdan anliyorduk.
Aramızda mesafeler yanlızca ülkeler arası değildi. İkimizde evliydik. Benim eşim başka şehirde çalışıyordu. Eşimi asla aldatmayı düşünmedim çok mutlu bir evlilik değildi benimkisi ama yinede düşünmedim. Her genç kız gibi birsürü hayalle evlenmiştim eşimle...
ama dedigim gibi hayallerle yaşanmıyor hayat. Maalesef herşeyi kabul etmeyi öğreniyorsun. insanları oldukları gibi.. hiç beklentisi olmadan... ama yinede kendimi aldatacak bir eş ruhunda görmüyordum. yani hayran budalasi onla olmaz bunla olur gibi telaşlarım yoktu. ihanet ise bana yaban geliyordu. ama yanlızdım..
eşimin en büyük özelliğide ne yazıkki benden esirgediği ilgisiydi. oysa ben ilgiyi ve ilgi göstermeyi çok severim..ama bende ki ilgi göstermeyide unutturdugunu itiraf etmeliyim..
işte böyle günler içinde internetteki bir ingilizce mektup sayfasına bir mesaj yazdım..
yanlizligimi paylaşacak arkadaşlar ariyorum ama oldukçada mutlu bir evliliğim var diye de yazmiştim. O kadar çok mail aldim ki..
ama onun maili çok yalın gelmişti. çok içten di yanlizca dostçaydı..
kendini anlatiyordu eşini işini..
bende kendimden bahsediyordum..bu şekilde yazışmaların ardından
bir anda ilişkimiz farkli bir boyuta kaydi..
o kadar duygusaldi ki artik o maillerle yatıp onlarla kalkiyordum.. ayni sey onun içinde geçerliydi..sanki birlikte günümüzü yaşıyorduk.. birlikte yagmurun altında yürüyor, birlikte yemek yapiyorduk, ikimizde açtik duygusalliga..
kendimi mutluluk denizinde hissediyordum..
sonu ne mi oldu ayrildim..
bugun ayriligimizin 2. günü ve o maillerini yollamaya devam ediyor..
ama ben hayirsiz eşimi aldattigim düşüncesiyle onu bıraktım...