31 Ocak 2008 Perşembe

Ne Çare Abdullah Tastekin

Ne Çare

bu dostluk ebedi sürer sanmıştım,
bak daha yanmadan ne çare.
bir bilsen sana nasıl kanmıştım,
ümitler tersine döndü ne çare.

gülüp oynuyordun değiştin birden,
vurdun insafsızca beni kalbimden,
sanma ki bu dostluk başlar yeniden,
gönül ayrılığa bindi ne çare.

Son Mektup Abdullah Rıdvan Can

Son Mektup





Merhaba yalancı yarim

İyisindir umarım yokluğumda

Belki kuşkulandırır mektubum seni ama

Yırtıp atınca umrun bile olmaz

Sakin ol!



Elvedalarla dolu bir haykırışım var sana

Giderken arkamdan gülebileceğin bir komikliğim

Ağlamalarım var dalga geçebileceğin

Ama sen yoksun artık yüreğimde

Seni sildim!



Fark ettim de uçurumun kenarı korkunç değilmiş

Ateş yakmazmış insanı kolay kolay

Çarparsa deniz kötü çarparmış ama

Hem hasta olduğunu yazmışsın son mektubunda

Bana ne!



Kendine iyi bakma artık

Çünkü sevmiyorum seni

Nasıl isterim ki iyi olmanı

Sen arkanı dönmüş uçuruma giderken

Ben nasıl üzülürüm ki

Bilirim gitme desem çekersin beni de yanına

Elimden tutup aşağı itersin beni

Sonrada halime gülersin
Tıpkı her zamanki yaptığın gibi!!!


Seni İzliyorum Abdullah Rıdvan Can

Seni İzliyorum






Seni izliyorum sokaklarda
Her köşe başında sen varsın
Sokak lambaları gülümsüyor odama
Sanki elimi tutmuşsun yanımdasın.

Seni izliyorum boş şehirlerde
Yere inen her damlada karşımdasın
Sensiz korkuyorum gecelerde
İniltiyle söylenen bir aşk şarkısısın.

Seni izliyorum yıldızlarda kumsallarda
Rezilce yaşayan bir aşk kadınısın
Arıyorum artık seni yalanlarda
Çürümeye yüz tutmuş bir kitapsın.

Seni izliyorum geçmişimde geleceğimde
Kendimi bulduğum eski bir aynasın
Yüzüm kırık dökük çehrende
Ağlayan gözlerimde sen varsın.

Seni izliyorum sensiz düşlerimde
Sana senden uzak bir mira'ya aşıksın
Bir sevda kokusu tütüyor türkülerde
Bırak o türkü yokluğunla anılsın.

Seni izliyorum şu gök kubbede
Azrail çabuk kananlardansın
Bir avuç toprağın var ellerinde
Sessizce bir ıslık çalmaktasın.

Seni izliyorum uzaktan gizlice
Her başımı kaldırdığımda gözlerime dolmaktasın
Gözyaşlarım usul usul yağıyor sensizliğe
Elimde zorla alınmış bir oyuncağımsın.

Sana Aldanan Abdullah Rıdvan Can

Sana Aldanan






Ne ben tutunabildim
Ne de sen kaldın bende
Rüzgarı fırtınalar yarattı yokluğunun
Zamanımı çaldın
Bitiyorum...

Sürekli bir nisan yağmurusun
Camların kuytularına sığınıyor yüreğim
Adın yok tadın yok
Sen yoksun
Olsun...

Nasıl bir yalnızlıktır bu?
Nasıl bir sensizlik?
Kimi sevsem yanlış insan
Zaman mekan...
Herşey yanlış
Herşey yalan
Herkes pişman benim gibi
Sana aldanan.

Oysa Abdullah Rıdvan Can

Oysa

Oysa tek hevesim elini tutmaktı
Ne seni öpmek doyasıya
Ne de sarmak tenimden içeri
Sabahlara kadar gezmek istemezdim
Yağmurlarda ıslanmak
Her an beraber olmak
Bunlar hiçti benim için
Sevdiğini bilseydim yeterdi
Her şeyim sendin
Aslında sen benim için çok şeydin
Anlayamadın ama
Her gece titrek bir lambanın altında
Üşüyerek evinizin önünden geçerdim
Sen uyurdun o ara
Bilmezdin
Bilmedin de hiçbir zaman
Ne senin için neler çektiğimi
Ne de seni ne kadar sevdiğimi
Ama ben
Soluğuna sığınmıştım soğuk kış gecelerinde
Seninle ısınıyor seninle üşüyordum
Yokluğun mahvediyordu her geçen gün beni
Oysa sen neymişsin
Ben ne sanıyordum seni…

Gitmelisin Anlıyorum Abdullah Rıdvan Can

Gitmelisin Anlıyorum





Anlıyorum seni
Sevemedin günleri ve ikimizi
Karanlık gecelerdeki gözyaşını
Kapanmayan göz kapaklarımızı
Ve anlıyorum seni
Yaşayacak çok şeyin var
Bitmeli bu rüya
Biliyorum gitmelisin
Son sefer bu bensiz hayata
İstanbul seni istemiyor
Boğazları tepeleri
Bozkırları sana dar geliyor
Son bulmalı bu sevda biliyorum
Biliyorum yaşayacak çok şeyin var
Gitmelisin anlıyorum.

Kabul ediyorum
Zor gümlerdeki sevemediğini
Mecbur ola ola gelememeni
Hadi neyse git
Göz yaşlarımın ıslattığı şiirlerimi
Ve beni dinlemeden git
Bin artık gemiye
İstemiyor seni İstanbul
Mecbursun biliyorum
Gitmelisin anlıyorum…




Türküler Kanatlansın Abdullah isik

Türküler Kanatlansın

Sana umutlarımı getirmiştim ötelerden
Bir de hasretimi
Giderken götürecek değilim
Sende kalsın
Hüzünlere ve bu boyası dökülmüş şehre inat
Umutlarımı besle, hasretimle büyü
Sil gözyaşlarını ey yar
Gidişim sonsuzluk perdesini aralayacak
Başaklar boy verecek
Balalar soy verecek
Türküler söylenecek
Belki kurt yalnızlığı düşecek hissemize
Hüzünler saracak ufkumuzu hüzünler
Hüzünler taze bahar gibidir
Unutma bahar senin içinde
Nereye gidersen götürürsün
Taze tomurcuklar şimdi kavuşma zamanı diyorlar
Türküler söyleniyor bir yerlerden
Meşeler gövermiş
Söyleyin o yare durmasın gelsin diyorlar
Şimdi sesime ses ver artık
Yüreğini yüreğime ekle
Kanatlansın türküler

Abarttık Abdullah isik

Abarttık

tamam sus artık,
anladık,
abarttık,
anlamadık,
anlaşılmadık,
sus artık,
bu son anlarımızda,
sus artık,
yılandan dilin,
akrepten elin,
sus artık,
bizde insanız,
yeter artık,
sus artık,
en azından,
ben giderken,
saygılı ol biraz,
sus artık,
susmak nedir ,
bilmezmisin sen,
sus artık,
tamam anladık,
sen hiçbir şeye değmezmişsin,
abarttık,
sus artık,
ben gidiyorum,
allah'ını seversen
sus artık...

Fırtınadan Sonra Abdullah Hacıtahirogullari

Fırtınadan Sonra

İçimde başlayan ateş yağmuru
Doluya çevirdi kara çevirdi
Ömrümü karanlık denize doğru
Suların oyduğu yara çevirdi

Gerçek var ömrümün masallarında
Ne kışında umut ne baharında
Beni kumarhane masalarında
Durmadan atılan zara çevirdi

Bir akşam üstüydü senden uzaktım
Ayrılık üstüne türküler yaktım
Beni en vefalı yar eden bahtım
Seni en vefasız yara çevirdi.

Aşkımız Abdullah Hacıtahirogullari

Aşkımız

Senin kollarında ölmek ne güzel
Gülen gözlerine baktıktan sonra
Senden ayırmaya kıyamaz ecel
Ben seni böyle sevdikten sonra
Yas olsan dökmem yanaklarımdan
Gül olsan kopartmam ince dalımdan
Vazgeçmem senin aşkından
Ağlama istemem sil gözlerini
Unutma verdiği son sözlerini
Ruhumda açılan aşk izlerini
Meleklerde anlar gördükten sonra
Öp ki dudağımda tadın kalsın
Gel ki mezarımda güller açsın
Sula toprağımı kuru kalmasın
Aşkımız yeşersin öldükten sonra

Ruhsat Versin Gözlerin Abdullah Gulcemal,

Ruhsat Versin Gözlerin

Ey gülüm bilirmisin, bilirmisin ey gülüm
Yüreğimi ortadan ikiye böldüğümü
Ey gülüm gelirmisin, gelirmisin ey gülüm
Duyarsan gurbet elde yalınız öldüğümü

Ömrümce hep adını anarım hece hece
Sana hasret kalalı kim görmüş güldüğümü?
Ruhsat versin gözlerin, vuslat için bir gece
Gül dudağın üstüne atayım gül düğümü

İhtiyacım Var Abdullah Gulcemal

İhtiyacım Var

Ekmek kadar, hava kadar, su kadar
Gönül dostlarına ihtiyacım var.
Bülbül için bir gül kokusu kadar
Gönül dostlarına ihtiyacım var.

Dost dediğin dost kadrini bilecek
Dost ile ağlayıp dostla gülecek
Karagünde çağırmadan gelecek
Gönül dostlarına ihtiyacım var.

Candan aziz bildim hatırasını
Can dostun bir ömür tuttum yasını
Hatırdan çıkarmam dostun hasını
Gönül dostlarına ihtiyacım var.

Haline şükredip halden anlayan
Halikı tanıyıp kuldan anlayan
Selamdan, kelamdan, dilden anlayan
Gönül dostlarına ihtiyacım var.

Dostumun dostunu dost bildim andım
Nice dost eliyle odlara yandım
Riyakar dostlardan bıktım usandım
Gönül dostlarına ihtiyacım var.

Agustosta Yuregime Kar Duser Abdullah Gulcemal

Ağustosta Yüreğime Kar Düşer

Bu günüme, yarınıma, dünüme
Baktığımda aklıma hep "bir" düşer.
Garibim yol bilmem hemen önüme
Vuslat için bir kılavuz "nur" düşer.

Dosta hasret bir uykusuz pınarım
Sitem etme ben kendimi kınarım.
Zemheride cayır cayır yanarım
Ağustosta yüreğime "kar" düşer.

Hesaplar gününü geçer kıyıda
Ben rahmet beklerim karşı kıyıda.
İbrahim ateşte, Yusuf kuyuda
Bayram eder, hatırına "yâr" düşer

Hakkın boyasıyla boyanamazsam,
Zulmün kapısına dayanamazsam,
Gaflet uykusundan uyanamazsam.
Hem bedenim, hem ruhuma "kir" düşer.

Tuzaklar kurulur yolun üstüne
Sevda borç değil mi kulun üstüne!
Diken arasında gülün üstüne
Seher vakti damla damla "ter" düşer


Serseri Abdullah Erkoc

Serseri


Sen sosyete kızı ben memur çocuğu
Neydi bilmem ki bu abdullahın suçu
Genç yaşımda bulmuş beni
Yalan dünyanın derdi kederi işi gücü

Sen masalarda dans ederek büyürken
Elini sıcak sudan soğuk suya değmezken
Ben karanlıklara girmişim
Henüz neyin ne olduğunu bilmeden

Sokakları mesken tutmuşum on üçümde
Büyük aşklara kalkmış isyan etmişim on beşimde
Dünyaya kafa tutmuşum on sekizimde
Sen ise yüzüyordun bodrumun denizinde

Sen annenin sıcak kucağında uyurken
Ben başımı soğuk kaldırım taşlarına vurmuşum
Kaderin en acımasızını anlımda bulmuşum
Sen ise gülüm beni can evimden vurmuşun

Ah gülüm ah senin kim olduğunu biliyorum
Annenin küçük prensesisin
Ben ise bir garip kırıkkale serserisiyim
Yarını olmayan garip birisiyim

Aramızdaki fark nedir biliyormusun sosyete kızı
Sen iki günlük zevk için seversin
Ben ise sevdi mi
Allahına kadar namusum yapmak için severim

Yıllar sonra bir gün mezarlığa yolun düşerse
Kabri başında kuran yerine müslüm baba okutulan
Bir serseri görürsen beni hatırla
Bu serseriden olacak sana son hatıra.


Niçin Abdullah Erkoc

Niçin

Sana seni seviyorum diyorum
Sabahlara kadar uyuyamadığımda
Aklımda bir tek sen olduğun için

Sana seni seviyorum diyorum
Seni görünce içimde fırtınalar koptuğu için

Sana seni seviyorum diyorum
Herkesin dediği için değil
İlk defa kendimi böyle hissettiğim için

Ve sana ömrümün sonuna dek
Seni seviyorum diyeceğim
Kara sevda dediklerinin bende olduğu için

Ne Olursun Abdullah Erkoc

Ne Olursun





Bu dünyaya elbet sende mağlup olursun
Sen insansın bir varsın bir yoksun
Kara toprağa teslim olmadan
Bu kalbin çığlını duy ne olursun.

İnanmadın yeminime sözüme
Sevildiğini anlamak için bak bir gözüme
Bir saray yaptım sana kalbide
Artık o saraya sultan ol ne olursun.

Beni anlamıyorsan sor Mecnun Leyla’sına
Aşkımı meze etme yamyamların içki masasına
Girme ne olur sosyete kızı havasına
Bu insanın kıymetini bil ne olursun.

Her seven sevdiğine kavuştu tek tek
Bir ben ayrı kaldım nasıl dayansın yürek
Görmek istiyorsan insan nasıl ölür severek
Gel gör beni ne olursun.

Sen benim canımın canısın
Canı olmadan insan nasıl yaşasın
Evvelim de ahirimde bir sen varsın
Bu bedeni cansız bırakma gel ne olursun.

Bugün Yine Doluyum Abdullah Erkoc

Bugün Yine Doluyum


Ben Allahın gariban bir kuluyum
Gelen vurmuş giden vurmuş acılar çocuğuyum
Bilmem ki doğruyu nerede bulayım
Sevdiğimden ayrıldım gardaş
Bugün yine doluyum.

Nedense tek tek bıraktılar beni yalnız başıma
Kurban olurdum ben onların gözlerine kaşına
Gelip bakan yok şimdi gözümün yaşına
Koca dünyada yalnızım gülüm
Bugün yine doluyum.

Tutunacak bir dalım yok ki
Niye yaşadığımı bilmiyorum ki
Yaşayan bir ölüyüm sanki
Çok içerim meyhaneci baba
Bu gün yine doluyum.

Savaştım kötülerle şerefsizlerle
Hayatla kaderle
Başaramadım yenildim ben kadere
Çaresiz kalmışım kardeşim
Bu gün yine doluyum.

Alın yazısımıdır kader mi bilemem
Akar gözümün yaşı silemem
Gül güzelim senden başkasını sevemem
Çok of çekerim emmioğlu
Bu gün yine doluyum.

Biliyorum ki bana kimseden fayda yok
Parayı göstersem dostum sevgilim çok
Bana benden bile hayır yok
Yerimde olsan yaşayamazdın dostum
Bu gün yine doluyum.

Baş tacısın Abdullah Erkoc

Baş tacısın





Allahın kulu gözümün nurusun
Yüreğimin acısı kiminin bacısısın
Başkasının neyi olursan ol
Sen benim baş tacımsın.

Belki melek belki hurisin
Güzel bir şiir gibisin
Kaderim elinde sen yazar sen silersin
Sen bu kalbin bitanesisin.

Sen geldin dünyama neşe getirdin
Derdi kederi bitirdin
Bana dünyayı değil cenneti getirdin
Sen bu insanın baş tacısın.

Söyle bu beden senin için dünyayı yıksın
Sana yanlış yapanın kafasına sıksın
Belki kimine göre can sıkıcısın
Ama bu bedenin sonsuza dek baş tacısın.

Unutamam Abdullah Bukey

Unutamam

Niye sever ki gönül, bir gönlü bir ömür.
Neden sevginin ateşini hep gözyaşları söndürür.
Niçin hapsolur karanlık bir kalbe duygular
Niçin tükenir tek tek sevgi ile beslenen umutlar.

Belki bir isyan, bir feryat, beklide bir yakarış,
Boşluğa söylenen bir şarkı bu, manası ise yalvarış.
Yağmur damlası gibi bulutlardan sıyrılıp gelen bir duygu,
Fakat denize düşüp de kaybolmak istemeyen bir sevgi bu.

Umudun ve neşenin terk ettiği bir sevgi var bu yürekte,
Sessizce yok olan hayallerin acısını kalbinde hissetmekte.
Hani olur ya belki dönersin diye yolunu gözlemekte,
Gözlerinin esiri olmuş hıçkıran yüreğim hep seni beklemekte.

Yıllar geçse bile unutamam sesini, gülüşünü ve seni,
Dolduramaz hiç kimse kalbimde sana ayırdığım yeri.
Sevdanın yoluna düştüm, dönüşü yok geri.
Aklımdasın, unutmadım, unutamam asla seni


Terkedilmiş Kader Abdullah Bukey

Terkedilmiş Kader

Önümde aşılmaz, arkası karanlık bir duvar,
Kalbimde hala acı, kin ve nefret var.
Haykırsam feryadımı, bir tek ölüler duyar,
Divane yaşarken gönlüm, ölüden ne farkım var..

Ümidim yok ne bugünden nede yarından,
Senden arda kalan, bir iki söz bir parça yalan...
Suçum imkansızı değil, yanlışı sevmekmiş meğer,
Değmezmiş uğruna akıttığım yaş, değmezmiş sana meğer.

Bekliyorum şimdi sessizce, karanlığın çökmesini,
Ecelin yağmur gibi glip, gökten inmesini,
Kaderin aciz ruhumu, mezara gömmesini,
Bekliyorum bir an önce ölümün gelmesini.

Nefsin kucağına düştüğüm an edildi gönlüm talan,
Son vapur kalkarken limandan, bir katre yaş senden kalan,
Yalnız kaldığım zaman anladımki aşk yalan sevgi yalan,
Helede terk ettiyse seni ölümüne sevdiğn insan...

Derdime acele çare lazım, yada ecele kefen,
Hazan yaşatıyor gönlüme, kaderi anlıma yazan,
Hani olur ya bazen, zanna düşer ya çeken,
O zaman tecelli eder hak hesap sorar senden.

Mutlu Ol Diye Abdullah Bukey

Mutlu Ol Diye

Usulca döner, sessizce giderim ardıma bakmadan,
Hayalini sever, düşlerinle dost olurum yalnızken.
Göz yaşım zehir olur da akarken yüreğime.
Seni düşünür, ağlarım, kader derim kendi kendime...

Yok oluşunu seyrederim büyük bir sevdanın,
Giden bulutken sen, akan yağmurun olurum,
Uzaklarda umutken gözlerin, düşlere dalarım yine,
Yok yere ağlarım kendime, yalnızlığıma ağlarım...

Susarım seni gördüğümde, gözlerim anlatır çileyi,
Sensiz sokakların delisi gezer yüreğimde,
Sessiz kalınca herşey, sesin çınlar kulağımda,
Ne vakit çökse karanlık, hayalin gezer anılarımda...

Perişan oldum imkansızın peşinde, ne diye.
Hep aynı şeyi sayıkladım, illede sen diye.
Gidiyorum şimdi, dönmem bir daha geriye,
Bakmam gözlerine artık, mutlu ol diye

Yeis Kıvılcımları Abdullah Bozkurt,

Yeis Kıvılcımları



Her fırsatın başında bir engel, bir bela
Seni bana yar etmemek için yarışıyor adeta
Her ne yeis gelse de başa
İsyan değil, şükür gerektir Mevla'ya.

Özlem Abdullah Bozkurt,

Özlem


Ayrılığın resmini çizdim dün gece
Bulutlara yazdım adını
Dağlara kazıdım sevdamı
Unutamadığım! seni çizdim dün gece
Loş bir gecenin içinde
Lüzumsuz akan gözyaşlarımla
Ayrılığım! seni çizdim dün gece
Hayallerim ve seninle.

Kanar Böyle Her Gece Abdullah Bozkurt,

Kanar Böyle Her Gece


Gözlerine hasret kaldığım,
Gül yüzünü mumla aradığım,
Sesiyle hayallere daldığım,
Sen değil miydin sevgili!!!

Aklıma düşünce iki damla yaş ile
Heyhat! Bu şiirde de yapılmaz ki hile,
Sen her zaman aklımdasın desem bile
İnanır mısın bana sevgili!!!

Sekiz şubat iki bin altı
Henüz vakit gece yarısı
Attığın dört-beş mesaj tam bir kalp yarası
Sen beni böyle üzer miydin sevgili!!!

Uykularım kaçtı, geceler karanlık
Sanma ki hatırlarım seni anlık
Daima kalbimdesin fakat kalbim kırık!
Bir gün bana gelir misin sevgili!!!

Ümit son buldu yetişsin artık ölüm
Senin yaptığın değil mi bana zulüm?
Bırakıp gitsen de beni be gülüm
İyi dualarım her zaman seninledir sevgili...


Hayal Değil Gerçek Abdullah Bozkurt,

Hayal Değil Gerçek




Gece ve karanlık baş başa,
Hüzün savuruyorken etrafa
Bir mum ışığı gibi görünse de
Sanki bir güneş doğacak dünyada...

Ümitler tükenmiş,
nerede beklenen nesil?
Sende benim gibi kör olma!
İşte o altın nesil.

Aysberg misali, üçte ikisi yolda
Yetişecek Hızır gibi kaldığımızda darda.
Aç gözünü kaldır perdeyi,
Duy o harikulade besteyi.

Ne duruyorsun sende şahlan at gibi
Kaf Dağı'nda değil, diriliş yanı başında!

Darbeler Abdullah Bozkurt,

Darbeler



Bakın bana! Yıkılışın simgesiyim ben,
Yenilmişliğin, yok oluşun sembolü...
Deruni hislerin, özlemin acısıyım ben,
Kalbim ızdırapla dopdolu...

Bir sağdan bir soldan geldi darbeler,
Sarsıldım, beynimde çığlık çığlığa sirenler,
Öyle bakma! Oldum işte derbeder...
Hani sevdiklerim, dostlarım nerdeler?

Çaresiz Yakarışlar Abdullah Bozkurt

Çaresiz Yakarışlar



Neden sustu, neden konuşmuyor gözlerin,
Hiç bu kadar ümitsiz olmamıştı sözlerin
Gözlerinden akan yaşlar benimdir sevgilim
Hıçkırıklarının sebebi, sahibi benim.

Ayrılık olmasaydı yine böyle olur muydu?
Sözlerin beni derinden vurur muydu?
Yok yok! Bu kez de vuran gözlerin olurdu
Nerdesin sevdiğim, nerdesin ölüm sebebim

Akarken kan gözlerimden
Ağıt yaktım ta derinden
Yokluğuna acıdı yüreğim
Nerdesin nazlı bebeğim?

Bak her yer kapkaranlık, hava kararıyor
Sevdiğim sensiz hayat sona eriyor
Artık çık ortaya oyun bitiyor
Göster çehreni zira ölüm beni bekliyor

Ayrılık vakti mi geldi ne oluyor
Neden yalnızım yoksa ölüm mü dost oluyor?


Hülyası Yeter Abdil Yıldırım

Hülyası Yeter

Lüzum guruba sitem etmeye,
Gönlüme gecenin rüyası yeter
Karanlık gecemi aydınlatmaya
Gelecek sabahın ziyası yeter

Gökten hüzün yağsa yağmur yerine
İşlese ruhumun iliklerine
Işık vermek için ümitlerime
Gökte dolunayın siması yeter

Nasıl her gecenin sabahı varsa
Ve nasıl her kışın sonu baharsa
Hasret perde perde ruhumu sarsa
Kavuşmak fikrinin hülyası yeter


Enkaz Abbas Yılmaz

Enkaz

sensizliğin hüküm sürdüğü
yine yapayalnız bir gecede,
seni düşündüm de cigaramı
bir başka çektim ciğerime!
ne olurdu benim için atsaydı
o zalim yürek,
lüzumu kalmadı artık;
çilekeş enkazımı kaldırmaya
yeter bir kazma...
bir kürek..!

Vicdan Harbi A.Kerem Abaz

Vicdan Harbi





Kaldığında altında aldığın ahların,
Sebebini bağlarsın elbet bir şeye.
Olacak uykusuz vardığın sabahların,
Fayda etmez ağlamak yada gülmek her şeye...

Duyguların Savaşı A.Cenan Akpınar

Duyguların Savaşı





Öyle bir alemde yaşıyorum ki, sağ mıyım, ölümü bilemem,
Sağıma bakar, soluma bakar, dört duvar haricinde bir dost göremem,
Etrafımda hareket eden bir şeyler vardır, el uzatıp erişemem,
Kimi doğru, kimi yanlıştır, uyarmak isterim söyleyemem,
Konuşmak isterim, bir iki kelime, sesim çıkmaz dinletemem.

Sarılmak isterim, sıcaklıklarını hissetmek, var olduğumuzu bilmek,
Düşünmek isterim, paylaşmak acıları tatlıları, onlarla dertleşmek,
Ben adım attıkça, kahrolası gölgeler uzaklaşır, arzuladıklarıdır gitmek,
Bırakırım peşlerini, bakarım ardından gölgelerin, görürüm onlarda da yok istek,
Bilmezler ki tek arzumdur, onlarla bir olmak, acıyı tatlıyı paylaşıp, dertlerini gidermek!

Yalnızlık A. Kadir Bilgin

Yalnızlık

Yalnızlığımı büyütür kalabalık
Gökdelen'in gölgesine siner
Karanfıl Sokak kalınlaşır
yoksul kadın çocuklarıyla
çöplerin üzerine konar
gözleri cam kırıkları
sevgilim gelir yalnızlığım büyür
çocukken gökkuşağına düştüğüm
gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle.

Kimin öznesiydi mevsimler
işkence öyküleri kimindi
ayrılığın sesi miydi adımlarım
suyu bekleyen uçurum mu
kanatlandım yalnızlığımla son mevsime
içimde bir kedi yavrusu.

Yalnız Kadın A. Kadir Bilgin

Yalnız Kadın

Gün ışığından güzel kadın
renklerin koynunda
çiçeklenmiş duruyorsun terasta,
kızıl saçlarını sallıyor
çapkın
bakışların
Hırsız gözleri yakalayan karanlık
sana sessizce dokunuyor
çitle çevirdiğin bahçende,
Adonis bu
yıllardır beklediğin ışık
yitik sandığın ülke
ve ezberlediğin koku,
aryalarla parlayan ay
çıplaklığına vuruyor leke.

Bir yudum daha al kadehinden
alevlensin kanın
papatyalar gibi bir aklaşsın
bir sararsın yüzün
sar bırak
sar bırak
avuçların ıslanarak,
kasıklarındaki yükü koparıp at
gece yorulsun koşturmaktan
uyku gözlerinden aksın,
Büyük Sahranın kumlarına baksın
sevişmelerini saymak isteyen
boşalıyor teninden
Erosun sunduğu kadınlığın.


Viva Celevcbato A. Kadir Bilgin

Viva Celevcbato

bu gece ne bir yıldız, ne ay var yaşlı gecede
hüzne yer yok yüreğimizde hüzne yer yok
nasıl olsa kıramazlar filizlerini
mutluluk pınarından kaynaklanan sevgimizin
çabuk gelir geçer yaz yağmurları
bu gece ne bir yıldız ne ay var yaslı gecede
yine de hüzne yer yok yüreğimizde

Tutsağın Olmazsam A. Kadir Bilgin

Tutsağın Olmazsam

-Özgürlük için-

Tutsağın olmazsam senin
bu gece de tüm geceler gibi
kıyısız okyanuslara düşerim
dalgasız denizlere.

tutsağın olmazsam senin
kanayan kanatlarımla
enlemsiz boylamsız gezerim
ülkesiz atlaslarda.

Tutsağın olmazsam senin
yaşadığım uçlar arasında
çılgınlığı ararım
sığamam küçük kalıplara.

Tutsağın olmazsam senin
çıktığım yazılarda
ismini ve ismimi kazırım
duvarlara yanyana.

Tutsağın olmazsam senin
yaşayamam
tutsak et beni
yoksa savaşamam.


Şiirin Göğüsleri A. Kadir Bilgin

Şiirin Göğüsleri

Korkuyorum şiirin göğüslerini emerken.

Mavisi silindi gökyüzünün ırmağın ötesinde
hızlı adımlarla el sallayamadım dudaklarına
seni bıraktığım kente kızıyorum şimdi
ay ışığında yürüyemediğimiz kale kapılarına.

Sahne:
korkuyorum göğüslerini emerken şiirin.

İmgeler duyun terk ediyorum kenti
yaratmak için en büyük kalabalığı
menekşe çoğaltıyorum martı seslerinde
yeniden maviye boyuyorum göğü.

Sahne:
göğüslerini emerken şiirin korkuyorum.

İçiyor geçmişin kuyusu seni de
aşka dönüyorum o en büyük şiire
yalnızlık bin damla kumsala düşen
su eski bir yosun göçmen gölgede.

Perde:
şiirin göğüslerini emerken korkuyorum.

Sevgi Öldü A. Kadir Bilgin

Sevgi Öldü

Sevgi öldü duydunuz mu
Sevgi öldü insanla sevişirken
En önemlisiydi aykırı düşlerden
Tozlarını silkeliyordu güneş
Her kayan şiirin ardından
Çocukların kışkırttığı sendikalı işçi arılar
Çiçekleri solluyordu tutsak günde
Gömleğinden pul pul türküler dökülen
Bir çocuk koşturdu haberi
Kaldırıp taa uzaklara hatta sonsuza
İnsansız=düşmansız yerlere attı ismini
Çınladı derin uçurumlar dağlar
Sevgi öldü, öldü sevgi.

Sana Geliyorum A. Kadir Bilgin

Sana Geliyorum

I.
Benim sabah keyfim
yeni açmış bir gülü
insanların gülücüklerine yerleştirmektir.

II.
Sana karlı bir günde geleyim
saçımın beyazlığı ve paltomun ıslaklığıyla
üşüyen dudaklarımı ısıt, tenimi kurula
uzun bir şarkıda susalım farkında olmadan
sobanın çıtırtılarına dalalım
sana küçük törenlerimizde şarkı söyleyeyim
içki içelim güneşle başbaşa
saçlarına dokunan tarağın hışırtısını dinleyeyim
gözlerinin titreşimini yansıtsın aynalar
bir gece şelalesi gibi
damarlarıma akıp yankılan yüreğimde.

III.
Sana yağmurlu bir günde geleyim
parkta ıslanalım birlikte
gürültüller toprağın kokusunda erisin
kentin görüntüsü değişirken bulutlarla
duraksamadan parlayan gözlerin
ve ıslaklığınla sar beni
en koyu kızıllığında dudaklarının
kıralım demir parmaklı pencereleri
önlerine ortanca saksıları yerleştirelim
ağız dolusu sobe diyelim dudaklarımıza.

IV.
Sana güneşli bir günde geleyim
ışıklı yollara halılar serelim
birlikte aşkınlığa yükselelim,
okyanus sularının ortasında altın kumsallarıyla
mücevher gibi parlayan adada,
ben hep iskeleye demir atmış
beyaz bir yelkenlinin düşünü gördüm
tuzlu dudaklarını yakmak için
sana kendi yaptığım güneşleri getireyim.

Rüzgar da Var A. Kadir Bilgin

Rüzgar da Var

Bütün rüzgarlara açıl
Sana dokunan aşklar savrulsun
Çölün kum tepelerine
Yüreğinle uç
Ve uçur dostlarını
Göğün derinliğine
Ara verme durmasın duygular
Kanatlı beyaz at
Aşsın bulutları birer birer
Yitik değil yaşam
Orada düşüncelerinde her şey var.


İhtiyaç A. Kadir Bilgin

İhtiyaç

Bu akşam içimde
Tuhaf bir sıkıntı var
Dünyada sanki bir ben kalmışım.
Sanki herkes nerde keder varsa bırakmış
Ben nerde bulduysam toplamış almışım.
Önümde söğüt ağacı
Her zamanki haliyle, çaresiz
Havuzda su rahat
İnsanlar susmuş
Sessiz bir yağmur gibi başladı bende
Konuşmak ihtiyacı.


Gün Boyunca A. Kadir Bilgin

Gün Boyunca

gün boyunca damladı
güneşin altın saçlarından
doyumsuz bir ezgi
kavakların uzunluğuna
gün boyunca
terledi yapraklar
hışırdadı dallar boynuma
başları dönerek eriştiler buluta
avuçlarım yapıştığında aydınlığa
seninle bir nefes sessizlik
bir fısıltı yağmuru
okyanus dolusu özlem ektik
dağların duvarlarına
gün boyunca
ipek kuşlar uçurduk
bir küçük pencereden
doğayı öğüttük
umut değirmeninde
kucak dolusu
zamanlara uçtuk
gün boyunca

gün boyunca göğsümüze
yeniden dolsak
tan, gül ve ışık
pırıl pırıl günlere
ardışık
sevgi duşuyla başlasak


Gittin İçimde Kaldı Ayrılık A. Kadir Bilgin

Gittin İçimde Kaldı Ayrılık

Gittin
Ayrılırken buz tutmuş bıyıktı gözlerin
Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı
Dudaklarımızda sıradan sözcükler
Vedalaşmayı bile beceremedik
Son bir bakış kaldı arkanda
Kalabalığa karışan
Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü
Gittin.

İçimde
Yığınlarca kitap kaldı uçuşan
Sözcükler beynimin köşelerinden
Çıkıp korkuttular gecelerimi
Peşimden geldi gölgeler
Aynalara bakamaz oldum
Hiçbir oyun avutmadı beni
Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı
İçimde.

Kaldı
Yeni bir kent işkenceye hazır
Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle
Belleğimi silkeleyip anılardan
Tik tak çaldın uzun zaman
Alışamadım yarımlığa
Düşlerimde intihar tutkuları
Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk
Kaldı.

Ayrılık
Çoğalarak giriyor günlerime
Senden başka kim bilebilir
Geçmişin dökümünü yaptığımı
Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı


Gecenin Namlusu A. Kadir Bilgin

Gecenin Namlusu

Kollarından tutup akşamın ıssızlığını
damarları kurumuş atın sırtında
her akşam-ya da gece-eve döndüğümde
cam saydamlığındaki ellerini
geceler boyu öptüğüm kadının
komşusu bir kızı sevmişliğim vardı.
umarsızlık saatlerinde
sabahın fırçalanmış dişleri arasında yürürken
at kestaneleri görünmezdi.
Aşk,
kadının erkek cinselliği altında ezilmesiyle
pelte olmuştu aşkımız
ama hala sisli bir ufku gösteriyordu güneş.
Yok olmanın bataklığında bebek
sonsuzluğa çivilenmiş bir
yürek
demektir.
Toplama kampı toplumda yürek ise,
mavi bir kardır
süslüyor ellerimdeki dağı.
İçinde ağaçların boğulduğu
o uzak patika ikimize dardı
geceler boyu öptüğüm kadının
komşusu bir kızı sevmişliğim vardı.

Ellerin A. Kadir Bilgin

Ellerin

Ellerimden çıkmıyor ellerinin izi
Yalnızlık çalarken sirenlerini,
Sensiz duygular da anlamsız
Nasıl yığdın aramıza
Bunca dağı ovayı denizi
Ayaklarıma dolaşıyor gözyaşlarım
Özlem yine dizi dizi
Sular akmıyor
Sevişmeler yakmıyor tenimizi.

Ben hüzün avcısıyım bilirsin
Bu yakınmalar kendime
Sen üstüne alınma
Yalnız da çoğaltırım gizi
Gece beni çağırıyor bak
Şimdi dalarım cadde sokak
Yüreğimde gecikmiş boşluk
Ellerimde ellerinin izi.

Düşünceler A. Kadir Bilgin

Düşünceler

Pınarından özgürlüğün al bir yudum,
çek bir soluk rüzgarından sevdamızın
seni benden ne bu kapı, ne bu duvar ayıracak,
seni ne bu kara kara gelen ölüm.
al bir yudum pınarından özgürlüğün
rüzgarından sevdamızın çek bir soluk
gelir bir el kırar birgün kapıları
karanlığın bahçesinde açar gülüm.
seni benden ne bu kapı, ne bu duvar ayıracak
seni ne bu kara kara gelen ölüm.

Düşmek A. Kadir Bilgin

Düşmek

Ölüme düştü akşam
tülbentten süzdüler bataklığı
öksüz bir arı kuşu kaldı.
Dalgaya düştü deniz
unutup tuza döndü
koynundaki balığı
Maviye düştü kırlangıç kanadı
bulutla oynuyor düşler
ışık yokluğun öbür adı.
Sevgi çağırınca düşmez
savur umutlarını yele
göğe yükselsinler hele.

Bir Sevda Türküsü A. Kadir Bilgin,

Bir Sevda Türküsü

Sokul yanıma,
çığlıklar dolarken kentin sokaklarına
yirmidört ayar yankılar düşer dağlardan.
Üşürüm kar giyinmiş ağaçlar gibi
sımsıkı tut ellerimi
ki,
bir kır çiçeği
korkusuzluğuna ulaşayım.
Tuz ekmek ve şarap kadar kutsal,
okunması düşlenen bir kitabın
el değmemiş koyakları kadar gizemli,
sevdaya ait ne varsa içimde
sırtımda taşıyorum akşamları.
Rüzgarın baştan çıkarıcı çağrısına kapılıp
ipini koparan uçurtma gibi
çılgın olmak istiyorum,
bu yüzden,
görmüyor musun kollarım
sana uzanıyor savaş alanının
tam ortasından
Peşimde kanıma susamış canavarlar var,
gecenin sabaha yakın olan kısmında
çalı ol
yapraklarının arasına al beni,
dikenlerin batmasın ama.
Çocuklar kadar berrak pınarlar
olsun avuçlarında,
bir yudum içtiğimde
ay kanatlarını tak
gözlerime gözlerinle
yak beni yüreğindeki ateşle.
Karınca gölgesi olsan bir öğle üstü,
uyusam uykuların en derininde,
mermer yontular görsem düşümde,
kılıfından çıkarsam ölümü
rasgele öpsem ağustos gibi yanan göğsünden,
uyandığımda sen yoksan
haykırsam, haykırsam, haykırsam...


Başka İş A. Kadir Bilgin,

Başka İş

Hep merak ederim
Nasıl sevişir kardelen çiçeğiyle kar
Ve kar damara nasıl akar,
Uzatıp başını ak yorgandan
Nasıl sessizce ortaya çıkar?
Oysa geldi de denemez
Şenlikleriyle bahar.

Benim bildiğim bahar
Çiğdemle başlar,
Bu işte belli ki
Başka bir iş var.

Ayrılık A. Kadir Bilgin,

Ayrılık

Tüm umut yollarını kapayan
aşk da bir isyandır.
Nerede kimbilir o fırtına,
beni yüzyıllara savuran
yüzü yırtık kan.
İşlediğim zamansız sevdanın
cılız kemiklerini sayıp,
özgürlük adına soyunuyorum
uykunun karesine aşk kafesimde.
Ey duru bestesini dinlediğim gökyüzü!
Kiminle o ihtiras denizi,
kimi boğuyor dalgalarıyla,
nedir bu uğultu,
Kimdir tanık?
Sussun sularını aşınmış yatağımdan
alıp götüren deli yel,
umarsız dalgaların uzandığı hiçbir kuyuyu bağlamayan
köprünün üstünde
Kral Lear gibi güçsüz ve deli
düşsün elime ayrılık

Ayrı Ayrı A. Kadir Bilgin,

Ayrı Ayrı

Kaçamak bakışlarımız dokunurdu birbirine
suçlu suçlu yürürdük
gülmeyi konduramadan dudaklarımıza
acılarla delik deşik
bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi
yağmur ıslatırken kaçak evi
kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı.

Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk
sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız
sen ve ben
pekala kandırabilirdik kendimizi
mutluluk oynayarak ayrı ayrı
yas
içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu
ve bitmemiş olurdu takas.

Ayışığı A. Kadir Bilgin,

Ayışığı

Ay ışığı kutsal sevgilim
Fısıltıların yumuşak toprakta
Ayak izlerime doluyor
Sen de terkedip gitme
Sularla oynaşmaya
Doğur beni ışığınla
Lekeli yüzüne
Bulaşmış gibi yeni bir iz
Şarkımızı çalıyor dağlar
Haydi dans edelim özlemle
Çakışsın bedenlerimizdeki giz
Mırıl mırıl büyüsün başaklar
Barış içinde çoğalsın sevgimiz.


Andante A. Kadir Bilgin,

Andante

birgün başımızda sevda rüzgarları eserse
deli deli yıldırımlar düşerse yüreğimize
hızlanır kan dolaşımı
babil'in asma bahçeleri değildir artık
dünyanın bilmem kaçıncı harikası
karanlığın bahçesinde açan gülümüzdür.
hüzün dolarsa içine bir gece yarısı
çevir gözlerini güneşin doğacağı yere
çek bir soluk rüzgarından sevdamızın,
"kapı"yı, "duvar"ı
"kara kara gelen ölüm"ü düşünme
çevir gözlerini güneşin doğacağı yere.

Allegro A. Kadir Bilgin,

Allegro

Birgün başımızda sevda rüzgarları eserse
deli deli yıldırımlar düşerse yüreğimize
"al bir yudum pınarından özgürlüğün,
rüzgarından sevdamızın çek bir soluk"
yaşamın vişne rengi dudakları vardır sevgilim
öpüşün kadar sıcak ve tatlı
"seni benden ne bu duvar ayıracak, ne bu kapı
seni ne bu kara kara gelen ölüm"
çünkü ölüm;
yiğit ve sevecen bir yaşamın
umutlu günlere sunulmasıdır.

Canlı bir gül gibi somut
ölümün vişne rengidir dudakları kimi kez
gülümser dudakların gibi titrek ve dokunaklı
bu gece
ne bir yıldız ne ay var
hüzün dolarsa bu gece yarısı içine
"çek bir soluk rüzgarından sevdamızın"
çevir gözlerini güneşin doğacağı yere..

Akıntı A. Kadir Bilgin

Akıntı

Üflerim
Şiirin tüm gizini kulaklarına
Havalanır birden aklın
Akşamlar akar dudaklarına
Oturursun ortasına akıntının
Tut ki bir aşklığına çıldırdın.

Sokul yanıma
Çoğul mudur etin,
Gerçeklerden mi süzüldü
Kolunda duran cinnetin?

Haydi gel tedirginliğe
Son çağrımdır bu
Çıkarıver tüylerini
Bahar geldi.

Adagio A. Kadir Bilgin

Adagio

Yaşamın vişne rengi dudakları vardır sevgilim
öpüşün kadar sıcak ve tatlı
özgürlük türküleri de söylenir bu dudaklarla
sevda türküleri de
vişne rengi dudakları vardır sevdanın
gülümser dudakların gibi titrek ve dokunaklı
okyanus olur sarar dünyayı
ölümün vişne rengi dudakları kimi kez
dudaklarınca içten ve inançlı
ölüm asude bahar ülkesi değildir o zaman

ölüm:
yiğit ve sevecen bir yaşamın
mutlu günlere sunulmasıdır
canlı bir gül gibi somut
ayrılık yoktur artık zaman içinden
yaşamın ve sevdanın, ölümün kimi kez de
öpüşün kadar sıcak ve tatlı
vişne rengi dudakları vardır sevgilim...

İstanbul A. Ergin Odabaş

İstanbul





Bir gün uzaklardan geldim bir ziyarete
Bir masalı yaşadığım yere acı şehrine
İstanbul’a bir ömür gibi beni harcayan şehre
Sarıyeri, Beykozu, Kartalı, Nişantaşını, ve
Heyecanda sınırı olmayan Bağdat Caddesini
Her birinin ayrı tadı vardı ayrı heyecanı
Oturup içtiğim çayı, poğaçayı, ayranı
Ufakta olsa gücüm yettiğince eğlendiğim şehri
Cebimde beş kuruş bırakmadığım günleri
Her geri döndüğümde İstanbul’dan arta kalan bileti
Saklıyordum şimdi de saklıyorum neden dersiniz
O zamanın hangi gün hangi zaman olduğunu unutmamak için
Her elime aldığımda o bileti o İstanbul’a geri dönüyorum
Aklımdan hep yeditepeyi gezmek geçerdi İstanbul’un
Ama ne benim sevgim nede onun sevgisi yetti buna
Bir ayrılık vurdu bir akşam Kadıköy’de
Tek kelime çıktı o hep gülen dudaklardan buruk bir şekilde
‘Ayrılmalıyız’ diye inanamıyordum bu ne demekti
Tam sevgim için herşeyimi vermeye hazırken
Boyun eğdim o akşam hiç konuşamadım
Koştum deli gibi İstanbul sokaklarında ve
Yoruldum bir yıkık harabe evin içine girdim kimse ağlayışımı
Güçten düşüşümü, acımı görmesin bilmesin diye
Duvara yaslı bir şekilde dizlerime kapanık açtım gözlerimi
Güneş doğuyordu İstanbul’da ve ben bir söz verdim
Bir daha ama bir daha asla acı çekmeyeceğim
Çünkü artık sadece seveceğim ama aşık olmayacağım
Tek yol koydum kendime aşık olmak için
Evlenmek bir ömür yaşamak için aşık olabilirim artık
Ve o gün İstanbul şahidimdir bu sözlerime bu inancıma
Dinle İstanbul sana sesleniyorum ‘Eğer ki sen beni hem sevindirip
Hem de üzeceğini sanıyorsan yanıldın İstanbul, bir daha asla ağlamayacağım
Şunu da bil İstanbul ben seni taşın toprağın altın diye değil
O toprağın içimde bıraktığı acıyı ve sevinci gördüğüm için seviyorum
Ben seni hiç yalnız bırakmadığın için seviyorum
Ben yaşamayı seviyorum!!!


İnatçı Damla A. Elif Arkadaş

İnatçı Damla

Camdan kayan damlalara bakarken,
Anlıyorum yağmur yağıyor...

Camda kaymak istemeyen inatçı
bir damla gibi...

Hayatta herhangi bir şeye
Zorlada olsa direnmek gibi...

Nafile bir çaba
Doğanın kanunu
Yer çekimine yenilen inatçı bir damla gibi...

HAYATA, İNSANLARA,
DOĞAYA YADA KADERE yenilmek...
Çoğu zaman seçme şansın olmadan...